Toplumların Çöküşü Ahlak, Adalet ve Lider

Her şey gibi güzel olan şeylerinde kaçınılmaz bir sonu vardır. Medeniyetler tıpkı bir insan hayatı gibi doğar, büyür, gelişir ve yok olurlar. Bu kaçınılmaz gerçeği tetikleyen etkiler illaki vardır. Araştırmacılar tarafından yapılan incelemeler; ister acımasız diktatörler, isterse iyi niyetli seçilmiş insanlar tarafından yönetilsin medeniyetlerin yıkıldığını, tek farkın yıkılışın şiddeti ve parçalanma süreçleri olduğunu gösterdi. İyi hükümetlerin çöküşlerindeki ortak yön ise; temel toplumsal ilkeleri, ahlaki değerleri, adaleti ve idealleri sürdürememek ve bu değerlere zarar veren liderler olduğu görülüyor.

Tarih, liderlerin sosyal sözleşmeleri baltaladığı zaman toplumların çöktüğünü gösteriyor. İster modern çağda isterse tarih öncesinde olsun parçalanma ve çöküşler günümüzden çokta farklı görünmüyor.

“İyi yönetişime sahip olan devletler, otokratik yönetime göre biraz daha uzun süre ayakta kalabilmiş olsalar da, daha derinlemesine ve daha şiddetli bir şekilde çökme eğilimindeydiler.”

Blanton, Feinman ve meslektaşları, yaptıkları çalışmada dört toplumun hükümetlerini derinlemesine incelediler: Roma İmparatorluğu, Çin’in Ming Hanedanlığı, Hindistan’ın Babür İmparatorluğu ve Venedik Cumhuriyeti. Bu toplumlar yüzlerce (veya antik Roma durumunda, binlerce) yıl önce gelişti ve incelenen diğer vakaların çoğundan nispeten daha adil güç ve servet dağılımına sahipti, ancak bugün “iyi hükümetler” olarak kabul ettiğimizden farklı görünüyorlardı çünkü halk seçimleri yoktu.

“Modern çağ öncesinde seçim yani demokrasi yoktu. Bu nedenle günümüzdeki iyi yönetim ile geçmişteki iyi yönetimi karşılaştırmak istiyorsak bunu demokrasi dışında bir sebebe bağlamak zorundayız.  “Antik medeniyetlerde seçim yoktu, ancak kişisel güç ve servetin birkaç kişi tarafından paylaşılması konusunda başka kontrolleri ve dengeleri vardı. Hepsinin, sosyal refahı artırma, geliri çok az kişi yerine toplumun geneline yayma ve hizmet sağlama gibi adil bir yönetim anlayışı vardı. Bu durum halkın sesini duyma bir nevi demokrasi anlamına gelmektedir.

Akademik olarak “iyi yönetim” tanımına uyan toplumlarda, hükümet halkın ihtiyaçlarını karşılamaktadır; çünkü hükümet, devleti ayakta tutan vergiler ve kaynaklar için büyük ölçüde bu insanlara bağımlıdır. Feinman, “Bu sistemler, kaynaklarının büyük bir kısmı için büyük ölçüde yerel nüfusa bağlıydı. Seçimler olmasa bile, hükümetin yerel nüfusa en azından biraz duyarlı olması gerekir, çünkü hükümeti finanse eden budur” diye açıklıyor. Feinman, “Liderlerin hem gücü hem de ekonomik bencillikleri sık sık kontrol ediliyor, bu yüzden tüm serveti kendilerine alamıyorlar.” diye ekliyor.

İyi yönetime sahip toplumlar, gücü tek bir kişiye veya küçük gruba yoğunlaştıran otokratik hükümetlerden biraz daha uzun süre dayanma eğilimindedir. Ancak madalyonun diğer yüzü, “iyi” bir hükümet çöktüğünde vatandaşlar için işler daha zor olma eğilimindedir, çünkü günlük yaşamlarında o hükümetin altyapısına güvenilmektedir.

Araştırmacılar ayrıca iyi yönetime sahip toplumların çöküşünde ortak bir faktörü incelediler: Bu faktör toplumun kurucu ilkelerini terk eden ve halkı için ahlaki rehber olarak rollerini görmezden gelen liderlerdi. Feinman, “İyi yönetilen toplumda, ahlaki bir lider, toplumun genelinin temel ilkelerini ve ahlakını ve inançlarını ve değerlerini savunan kişidir” diyor. “Çoğu toplumun, yazılı olsun ya da olmasın, bir tür sosyal sözleşmesi vardır ve bu ilkeleri çiğneyen bir lideriniz varsa, o zaman insanlar güvenlerini kaybeder, vergi ödeme isteklerini azalır, bu da mali yönetimin sağlığını olumsuz etkiler.” diyor.

Toplumlarını istikrarsızlaştıran bu ahlak dışı liderler modeli çok eskilere dayanıyor. Makale örnek olarak Roma İmparatorluğunu kullanıyor. Roma imparatoru Commodus, ekonomik ve askeri istikrarsızlığı olan bir devlet miras aldı. Bu gidişi düzeltmek yerine bir gladyatör olarak performans sergilemek ve kendisini Herkül ile özdeşleştirmekle daha çok ilgileniyordu. Sonunda suikasta kurban gitti ve imparatorluk bir kriz ve yozlaşma dönemine girdi. Yozlaşmış veya beceriksiz liderlerin temel ilkeleri ve dolayısıyla yönettikleri yerlerin istikrarını tehdit etmesi günümüzde görülebilir. Eşitsizliğin artması, siyasi gücün yoğunlaşması, vergilendirmeden kaçınma, bürokratik kurumların boşaltılması, altyapının azalması ve kamu hizmetlerinin azalması, bugünün demokratik uluslarında da görülmektedir.

Çok iyi yönetilen, müreffeh ve çoğu vatandaş tarafından büyük saygı gören toplumlar bile başarısız olabilir. Çünkü bu toplumlar bile kırılgan ve değişken olan insanın ürünlerdir. Çok büyük medeniyetlerin yıkılmaları gecikebilirdi; fakat hak kendi liderlerinin toplum yararı için beklenildiği gibi davranmadığını gördüğünde üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmesi, ahlaki yozlaşma ve adalet eksikliği bu medeniyetlerin çöküşlerini hem hızlandırmış hem de çok sancılı bir hale getirmiştir.

Toplumların çökmesine nelerin yol açtığını öğrenmek, şimdi daha iyi seçimler yapmamıza yardımcı olabilir. Tarih her zaman için bize dersler vermeye devam ediyor. “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü her şeyin kusursuz bir şekilde tekrar edeceği anlamına gelmez. Fakat keyfi ve kaderci bir teslimiyet tekerrürün sebebi olacaktır.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın