Türkler ''Savaş Sanatı'', Oktam ve Sair

Caner Çetin

★★
Bronz Üye
Üye
Yeni Üye
Erdem kavram adında er (man) sözü vardır. Er sözünün daha ilk yazılı kaynaklarımızdan anladığımız üzere bir diğer anlamı da ''çeri''dir ve böyle olmasının nedeni toplumdaki her er kişinin aynı anda silah tutabilen kişi olması, savaşçı sayılmasıdır; başka deyişle savaşçı-ulus yapısında bir ulus olmamızdır. İşbu tanıkta böylece ayrıca, kültürün/toplum yapısının dili biçimlendirdiği, geliştirdiği ve genişlettiği, bu neden de dilin kültürü yansıttığı gerçeğinin en güzel örneğiyle karşı karşıyayız. Buradan erdemek sözü er olmayı, er kişi hâline yetmeyi anlatır. Aynı kipte örneğin ok sözünden oktamak (ok atmak, ok atışı yapmak) denir ve oradan oktam sözü de günümüz hesabıyla yaklaşık 600 metrelik bir atışı anlatır; ''iki oktam (yer)'' ifâdesi de yaklaşık 1,2 km.'lik bir mesafe eder, vd. Bunun gibi, erdem sözü er sözünden kurulmuş olup er kişide olması gereken değerlerden (doğruluk, toplumcu olmak, iş gören olmak, meşguliyeti, kabiliyeti olmak, vb.) hareketle tüm kişi için genel ve kapsayıcı bir muhtevâ ile terbiye, fazîlet, öğülecek edinim; yürünecek yol, öğreti (yolu); ve hatta bilim anlamlarını kazanmıştır. Kaşgarlı Mahmud DLT'de bu söz için şöyle der:

erdem. Terbiye; iyi ve övülmeye değer iş. Şu atasözünde geçer: erdem başı tıl (erdemin başı dil). Anlamı şudur: İyi ve övülmeye değer işin, meziyetlerin başı dildir. İyi, güzel konuşmayı bilen onunla şeref kazanır.

Bu atasözü önemlidir. Yine ''şa'' maddesinde şöyle anlatır:

şa. Balıkçıla benzeyen alacalı bir kuşun adı. Lakap olarak -insanlara- verilir ve erdemsiz şa denir; ''marifetsiz kuş'' demektir; çünkü o -kuş-, her zaman yerde yürür gibi -alçak- uçar.

Bu maddedeki bilgiden bile erdeme, erdemli olmaya ne denli önem verdiğimiz anlaşılıyor. Bir kuş için bile, beklendik olan ana yetmeliği göstermemesinden şa kuşu erdemsiz diye nitelendiriliyor ve böylece bu tamlama kabiliyetsiz kişi için de bir bakıma sıfat olarak kullanım yeri kazanmış oluyor. Bir başka bakımdan da doğru, gerçek ve de kabil ve kadir kişinin er kişi diye anılması, böyle olmayan için de ''-dA erlik yok'' denilmesi aynı anlayışla ilgilidir. Er, doğru, erdemli, güçlü ve toplumu korur olmalıdır, kendisinden beklenen budur.

Başka bir maddede ise o madde başına örnek olsun diye şu atasözünü verir: erdemsizden kut çertilür (edebi ve fazîleti olmayan kişiden devlet (''mutluluk''; buradan ''state'' anlamına kullanılmıştır, C.Ç.) ve talih gider).

Yine bir 12./13. yy. kaynağı olan Mukaddimetü'l Edeb'de erdem sözü ''edeb'' sözü ile yan yana verilmiştir ve o çağlarda edeb sözü edebî bilgi, edebiyat terbiyesi, okuma yazma ve üretme bilgisi anlamınca kullanılır.

Kaşgarlı'dan çok önce ve klasik (eski) Türkçe çağına giren Turfan dönemi kaynaklara baktığımız zaman şu gibi bir söz yapısına sıkça denk gelinir, aşağıda Budizim öğretisinin bir unsurunu anlatır cümle içinde:

sekiz türlüğ isiğ öz (ya da: isiğüz) yöründeğin bilmek ukmak erdemiğ eŋsiz ked bilmiş erti.

''Sekiz türlü yaşam devâsını (insanı bedenî hastalıklardan sağaltma bilgisi) bilmek, akletmek erdemini (bilmini) kendisine hiç kimse rakip olamayacak biçimde çok iyi bilmiş idi.''

san sakış edremiŋe barçaka ötmiş.

''Sayı ve hesap bilmine varcasına (hepsine) vâkıf olmuş.''

Türkçesi ile Kem, bildik adıyla Yenisey yazıtaşları dilimiz adına büyük bir arşivdir. Bunlar klasik Türkçe ve Türk yazısıyla yazılmış sıntaşları, yani mezar taşlarıdır ve her bir sıntaş devlet kapısında görev tutmuş bir ileri gelenin ulus ve ülkesi uğruna yaptıklarını anlatır. O neden bu yazıtaşlarda kültürümüz ve anlayışımıza dair çok güzel bilgi ve örnekler bulunur. Buna misal, Köjeelig Hovu adanan bir taşın ilk dört dizesinde şöyle yazılıdır:

1. oğlan atım çuvuç ınal, erte atım kömül öge.
2. beş yaşımta kaŋsız kalıp tokuz yeğirmi yaşımga ögsüz
3. bolup katığlanıp otuz yaşımga öge boltum. kırk yıl
4. el tutdum bodun başladım. taş yağığ yağıladım, elledim.

Günümüz Türkçesiyle:

''Kulluk adım Çuvuç Inal, erden adım {kazanılan yüksek mevkinin görev, san adı} Kömül Öge. Beş yaşımda babasız kalıp, on dokuz yaşımda da öksüz (anasız) olup, kat(ı)lanıp (çalışıp çabalayıp, büyük çile çekip) otuz yaşımda öge oldum. Kırk yıl el (yurt) tuttum, halk başladım (yönettim, baş oldum). Dış düşmanlarla savaştım, yurt[larını] kazandım (ve böylece düşmanların bizi basıp yok etmelerine yer bırakmayıp, üzerlerine gidip çarpışıp, bertaraf edip yurt sahibi kalmamızı sağladım).''
Burada öge, Kaşgarlı Mahmud'un bilgisine göre olgun, zekâ sahibi, muharebe alanlarında denenmiş, görmüş geçirmiş ve tigin'den (''prens''; soylu kesim, ak süyek denir) bir basamak altta halktan yukarı tırmanmış devlet yetkilisidir. Bunu addan da anlıyoruz; fikir idrâk sahibi demektir ve ömek (düşünmek) fiilinden gelir. Bilge sözü gibi yurttaştan insanlar için de kullanılmakla devlet kapısındaki ''öge'', keneşte (meclis) büyük nüfûzu olan bir tür üst düze danışmanlık-buyrukluk görevinde bulunan yetkiliyi anlatıyor olmalıdır. Kaşgarlı'nın kendi çağından için verdiği bilgi o çağlar (7./8./9. yy.) için de geçerli olmalıdır ki yukarıdaki Kömül Öge'nin öz yaşam öyküsünü özetler sözünden bunu anlıyoruz. Üstelik bu örnekte daha çocukluk çağında, baharında atasız, sonra anasız ve bir bakıma kimsesiz kalmış bir yarar kişi ve onun büyük azmi ve irâdesi, büyük yaşam öyküsü söz konusudur. Sonsuz sayısız örneklerin yanında bu biricik örnekten en zinde biçimde var olduğunu gördüğümüz hâl ve gerçeklik, Türk toplum anlayışı, onun insan cevherine bakışı, ve de onlardan ileri gelip biçimlenen Türk devlet anlayışının bilgi, görgü ve erdeme, yani liyakata ne denli büyük önem ve öncelik verdiğinin, buna özen gösterdiğinin çok büyük ve çok güzel göstergesidir ve işbu neden de yukarıda ilk dört dizesini geçtiğimiz o yazıtaşı da diğerlerinin arasında çok önemli ve seçkin bir konumda bulunmaktadır.

Oğlan {adı} sözüyle işâret edilen mesele ise belki Otman/Osman çağı Türk İmparatorluğu döneminden bildiğimiz bir teşkilât yapısının anası, öncülü ile ilgili olabilir. Yazıtaşın bahadırı öge olmadan çok önce devlet kapısındaki çok daha alt basamaklarda bir tür kulluk görevindeki adındaki ''ınal'' sözünden anlaşılacağı üzere muhtemelen özel kazandığı adını tanıtıyor, kısaca ''kariyer''ini çiziyor olmalıdır. Karşımızda çok başarılı bir yarar kişi olduğundan ve işbu neden de o yazıtaşın anısı ve şerefine dikilmiş olmasından anlamamız mümkün ki çok daha yükseğe götürecek olan genç yaşlarında da üstün başarıya sahip idi ve bir bakıma Dede Korkut'taki Boğaç öyküsünde olduğu gibi özel bir ad ile daha o çağlarda kıvandırılmış, ödüllendirilmişti. Nitekim ınal sözü ınanılan, yani inanılan kişi demektir. Buradan da kendisine duyulan güveni ve elde ettiği başarıyı anlamak mümkündür. Sözünü ettiğimiz husus için kapı kulu, kapı oğlanı gibi kul, oğlan vb. sözlerinin geçtiği ifâdeleri ve karşıladıkları görevleri göz önüne alabiliriz. Ayrıca, yüksek bir makamı imleyen görev adının er adı deyimi ile anlatıldığına dikkat edilmelidir. Bilge Kağan da Köl Tigin'in anaları İlbilge Katun'un kutu sayesinde er adına kavuştuğunu söyler ve kendisi kavram ifâdesini doğruca ''er aatı (er adı)'' diye kullanmaktadır. Buradan böylece er sözünün, aynı erdem sözü gibi, man ve çeri anlamlarının dışında ulvî bir mâhiyete bürünüp daha üst bir anlamı da karşıladığı görülüyor.

Bu çok değerli ve iki yüzün üzerinde bir sayıdaki yazıtaşlarda bir deyim hemen hemen hepsinde geçer ki er erdemi deyimidir. Bilgiyi yoğurduğumuzda anlayabileceğimiz üzere bu deyim muharebe için gerekli olan bilgi, görgü, yordam, yöntem ve topyekün gerekli olan bütünü anlatır. Kısaca er erdemi savaş yolu, öğretisi, ''sanat''ı demektir. Aynı Kem taşlarından olan Çaa Höl 11 adanan yazıtaşında bir ileri gelenin mücadele nedeni, ''er erdemim yerim üçün'', yani, ''er erdemine sahip olması ve yeri yurdunun içinde bulunduğu durumlar nedeniyle'', diye anlatılır. Uybat 3 taşında ise daha ilk dize ''er erdem üçün e yıta yokladı ...'' sözüyle başlar ki, ''er erdemi nedeniyle (bu yolda, uğurda hayatını adayıp hiçe saydığı için) ne büyük acı ki uçtu (düştü)'', demektir.

Değinmeyi hak eder önemli ayrıntı ki buradaki yoklamak sözündeki yok adını yok+uş, yok yer (yüksek yer), yoka (yüksek yer), yokarı (yukarı) gibi sözlerimizde görürüz. Günümüzde de kullandığımız dolayısıyla süren gelenekçe vefât etti, uçup gitti, göçtü, geçti, ..., gibi örnek ifâdelerce bizim geleneğimizde kendimizden olan canlarını yitirenler için ama özellikle de yurdu ulusu için toprağa düşenlere öl- fiili asla kullanılmaz. Bunu yine Bilge Kağan'ın dilinde de görürüz, Köl Tigin için uça bardı (uçup vardı [gitti]) der. Burada da aynı gelenek, aynı anlayışça kahraman için yokladı, yani -yukarı göğe doğru- uçup gitti denmiş. Bu değer biçilmez bilgilerden özellikle üstün yarar kişilere daha o çağlarda yüce bir gözle bakıldığı, ulu tutulduklarını anladığımız gibi günümüzdeki bu bir ve aynı anlayışımızın kökeni de buralardadır.

Sonuç

Bunları topladığımızda şunu söylemek mümkündür:

Bir bakımdan, ayakta kalmak için ağır şartları ile baş etmek nedeninden coğrafyanın da zorlaması ve sertleştirmesiyle en başta yurdunu, insanını ve geçimini, dirlik ve varlığını korumak kutlu amaç ve kahramanlık yolu yanında değişik başka sebeplerden de her türlü mücadele ve muharebe içine doğmuş Türk toplulukları büyük bir yaşamda kalma-direnme ve savaşçılık geleneği geliştirmiş, bu neden de onu işleyen kavramın adının o kendi yaşama çerçeveleri içinde kavradıkları özlük ve geliştirdikleri anlayış üzerinden nasıl ifâde edilmesi gerektiğini ona göre dillerine vurmuşlardır. Bizim gibi bilgelik ve erdem temelli, derin yoğunluklu bir kültürden bekleneceği gibi günümüzde anlanan o ki İngilizceden doğruca çeviri olan ''sanat'' dememize kaynaklık eden ''arts''ın çok üzerinde ve ötesinde daha o çağlarda yüksek ve ulvî bir bakışa, idrâke dayanan ve doğal süreçlerden geçen bir profil ile gönüllerindekini söze vurmuşlardır.

Benzer biçimde de dilendiğinde herhangi erdemler için bu tür tamlamalar kurulup örneğin okçuluk erdemi, ata(lar) erdemi, savunma erdemi (Karate gibi) ya da örneğin er erdemi yerine savaş erdemi gibi sözler kullanılabilir.

Burada değinebileceğimiz bir başka husus ise -dAm ekinin işlevi ve işlekliğidir. Aynı oktam sözünde gördüğümüz gibi herhangi bir addan işe, olguya göre yeni bir söz kurulabilir, böylece de sağlam ve ekonomik sözler elde edilmiş olup dil varlılaştırılabilir. Oktam sözü buna güzel örnek olduğu gibi yöntem (yöndem), yordam gibi sözler ise ilgili formüle günde dilimizde yaşayan başka örneklerdir.


Kaynaklar

Mehmet Levent Kaya hocamızın Bilge Yazıtlar çalışması yanı sıra Kem yazıtaşları için İgor Kormuşin'in TDK'dan çıkan çalışması kullanılmıştır. DLT için TDK damgalı Ahmet Bican Ercilasun ve Ziyat Akkoyunlu hocaların eserinden, Turpan kaynağı için ise Mehmet Turgut Berbercan hocanın Bayağut Oğlı Otaçı Beğ adlı çalışmasından yararlanılmıştır.

Not: Kimi yerde kendi okumalarımız ve anlamlandırmalarımız söz konusudur.

Küpçüoğlu Caner Çetin
 
Üst