Sohbet Levent Usta'dan Haberler

Orion

Site Başkanı
Yönetici
Platin Üye
Türkiye'den değil, Moğolistan'dan yazıyor usta ve oradan daha çok yazacak. Netekim araştırma yolculuğuna uzun bir süre orada devam edecek. Başlık aldayıcı olmakla Moğol'a varışının ardından ilk izlenimlerini anlatıyor. Can alıcı, derken neyi kast ettiğimi bilenler biliyor, yazılar ise yakında inşallah. İzde kalın, okuyun ve de okutun. Nice okunursa o denli hepimiz adına iyi. Yurdumuzun Eski Türkçe, Türk lehçeleri iyi bilen bir dil bilgini olarak bunun üstüne Altay'ın diğer iki kolu Moğolca ile Mançuca'yı bilen, Japonca Korece dil bilgisi olan bir öğretici ve yeri geldi mi -bizim- kitaplarda bulunmayan bilgileri belletmiş ve belleten bir büyüğümüz daha bilinmeyi çoktan hak ediyor.

Aşağıdakı yorum yerinde yorum girmeği unutmayın. Nice yorum, onca doruk.

http://www.samsunsonhaber.com/yazarlar/1152/80ler-alman-popu-ve-kolonya
 

Caner Çetin

★★
Bronz Üye
Üye
Yeni Üye
Levent Usta'nın artıkın düzenli yazıyor olması çok iyi haber.

Bu yazıya kimimiz belki biraz alınabilir. Ancak ben özüm çok sevdim. Bazan biraz acıtmak gerektir. "ülkücü" kavramı üzerinden günümüz Türk Milliyetçiliğinin ezberciliğine, hareketlik göstermesi gerektiği alandaki hareketsizliğine güzel çıkarma yapıyor. Bu durum kendini türkçü, atsızcı, milliyetçi, her nice tanıtıyorsa hepimiz için geçerli. İstisnalar, maalesef, kaideyi bozmuyor. Dokunaklı ve düşündürücü yazı. Dizi olayına da değinmeğe gerek yok. Benim gözümde tüm "Türk" dizilerin hepsi çöplüğe ait. Yine burada da istisnalar maalesef kaideyi bozmuyor. İşin belki tek iyi yanı, dünyada en çok seyredilen dizilerden birisi Türk diziler imiş. Kanada'da kimi kadınlar Türkçe öğrenmeğe başlamış, öz dilinde yeğ anlayabilmek için. Fena değil hani, ama derdi yalnızca fitne fesat, entrika, şiddet ve her tür olumsuz olan yapıtların üzerinden bunun olması da ayrı kötü. Ne diyeyim? Keşke hepiniz yok olsanız. Doğrusu bu işler de öyle havadan değil; ama şimdilik kalsın.

http://www.samsunsonhaber.com/yazarlar/1162/mogolistanda-muhtesem-yuzyil
 

Caner Çetin

★★
Bronz Üye
Üye
Yeni Üye
Yalma = ton/don. Ana giysinin, Türk giysisinin adı. Don+an-mak dediğimiz eylem de ton sözünden gelir. Günümüzde çokça anlam daralmasına uğramış durumdadır.
Kedüt = özel bir giysiyi anlatır. Ayrıntılı açıklama için Kaşgarlı'nın divaanına bakınız. Bunun için de alınız (fiyatı çok düşük). Kendiniz de bir şeyler yapmalısınız
Kesürgü = deri heybe; dağarcık. Yine Kaşgarlı'da geçer.

http://www.samsunsonhaber.com/yazarlar/1174/turk-is-adamlari-gozluk-yalma-morin-huur-konseri
 

Caner Çetin

★★
Bronz Üye
Üye
Yeni Üye
İtle ilgili ayrıntıya iyi güldüm. :)

https://www.samsunsonhaber.com/yazarlar/1208/kar-kislik-ayakkabi-donem-odevi-gobi-32
 

Caner Çetin

★★
Bronz Üye
Üye
Yeni Üye
Levent Kaya
Kızıl Ekim, Makalenin Moğolcası, Barbunya, Öğretmenler Günü

Bundan sonra uzun bir süre aynı durumda olacağız: hava soğuk.

Hafta başında Samsun’dan bir arkadaşım çeviri istediğini söyledi. Daha bir dersimin dönem ödevini neyle hazırlayacağıma kadar vermemişken iyi sürpriz olmadı. Bu hafta çok angaryam da vardı ama Salı günü onu ele aldım.

Çarşamba günü ders olup olmaması kargaşasının nereden çıktığını bilmiyorum; kimi arkadaşlarımda böyle bir düşünce vardı. Meğer bu hafta değil, gelecek hafta Çarşamba tatil olacakmış.

Bu arada ders öğretmeni sonraki hafta ilk sunumu benden istedi. Hafta sonundan önce başlayamam, ama o güne kadar elimden geleni yapıp hiç bilmediğim bir konuyu yetiştirmeye çalışacağım.

Perşembe tüm gün evden çıkmadım. Hava soğukken evde oturup çeviri ve diğer işleri yetiştirmeye çalışmak iyi oluyor. Ama akşama sıkıldım ve Le Bistrot’ya gitmeye karar verdim. Girdiğimde içerisi gözüme bir tuhaf geldi. Sonra fark ettim; salonun ortasındaki piyanoyu kıyıya çekmişler. Piyano tuşlarının kapağı açıktı ve desteğin altında altın yaldızla Rusça “krasnıy oktyabr’” yazdığını gördüm. O da aklıma Sean Connery’nin oynadığı başyapıt ‘Kızıl Ekim’i getirdi.

Film hem sinemacılık açısından, hem de denizaltı harbi açısından harika bir iş. Boş zamanı olan oturup bir daha görsün.

İsmail iş için yardım istedi. Buradaki Türklerden hazır yemek almaya gelecekler varmış. Birlikte iş yerine gidip bekledik. Genç buraları pekiyi bilmiyor ve Moğolcası da yok.

Telefonla ulaşıp tanıdık bir yeri tarif ettirdik. Uzakta değildi ama yürüyerek gelmesi uzun sürecekti. Zaten 1 saattir kayıptı. Taksiye binip şoförler konuşmak istedik. Şoföre yerimizi tarif ederken de telefonun şarjı bitti. Neyse, biraz sonra bizi buldu. 6 paket çayın yanında hazır nohut, fasulye ve barbunyadan onar kutu aldı. Çıkışta onu evine bırakıp oradan evlerimize geçtik.

Makalenin devamı için tıklayınız...
 

Caner Çetin

★★
Bronz Üye
Üye
Yeni Üye
"Geçen haftayı başta öğretmenim olmak üzere öğretmenlerin gününü kutlayarak kapamıştık.

Pazartesi sabahı ninenin durumundan bilgi almak düşüncesiyle Bilgee’yi aradım. Evde idi. Nine Cumartesi gününü çıkaramamış. Hocamın da işi bitmeden dönmesine izin vermemişler. Eve gelen giden kalabalık olunca bütün yük de hoca hanımın sırtına kalmış. Bilgee de en azından annesine yardımcı olmak düşüncesiyle izin aldığını söyledi.

Bu arada bir yandan elimdeki çeviriyi yetiştirmeye çalışırken bir yandan da önümüzdeki hafta Çarşamba günü sunacağım dersin ödevini hazırlamaya giriştim. İsmail de Türkiye’ye gidişi yaklaştığı için öte, beri koştururken elinden geldikçe beni rahatsız etmemeye çalışsa da gittiği kimi yerlere birlikte gitmem gerekti.

Öğretmenimin planlanan dönüşü, en azından Salı günüydü; sabah eve döndü. Bu arada cenaze işleri için Cuma sabahı 04:30’u vermişler. Bilgee babası geldikten sonra yüklerinin hafiflediğini söyledi. Öğretmenim, haberi aldığından beri uyumamış. Zaten kaç zamandır annesinin durumu iyi olmadığı için içinden atamadığı bir sıkıntısı vardı. Şimdi kesin çok daha dardadır. Doğru sözleri bir araya toplayıp da dile getiremiyorum.
İsmail’den Türk çayı alan yerler var. 500 gramlık Türk çayı. İsmail ile ikimiz ayda bir paket bitiriyoruz. Bu hızımızla neredeyse kimi lokantalardan daha çok çay tüketiyoruz. Her gelene ücretsiz çay ikram edilen bu tür yerlerde çay tüketiminin nasıl olup da böyle yavaş olduğunu bir türlü anlayamıyorduk. Bir Türk aşçımız çalıştığı yerdeki ucube yaklaşımı anlattı. Meğer patron Türk çayı bitmesin diye, daha ucuz olsun diye sallama çay alıyormuş. Gizemin çözülmesi bir yana, daha da çok şaşırdık. Yahu, o sallama çayın bizim paketten daha ucuza gelmesinin imkânı var mı?

Salı ve Çarşamba günleri Cengiz Kağan’ın doğum günü ve Moğolistan devletinin kuruluş bayramları olarak tatildi. İki gün neredeyse evden hiç çıkmadan hem çevirimi hem de ödevimi yetiştirmeye çalıştım. Bugüne kadar beni bu ödev kadar zorlayan bir şey olmamıştı. Hakkında hiçbir şey bilmediğim, hiç ilgimi çekmeyen bir konu için yalnızca ders geçmek için orta halli bir makale yazmam gerekiyor. Çok sıkıldım. Akşam Türkçe dersi olması sayesinde iki-üç saatliğine evden çıktım. Çıkarken sitenin tam ortasında duran Ford jip dikkatimi çekti. Haftalardır orada duruyor. Sahibi büyük olasılıkla aküsünü de sökmüş, kış boyunca oraya bırakıp gitmiş. Eve döndükten biraz sonra İsmail kapımı çaldı. Bayram yüzünden her yer kapalı ya, iki gündür evde o da sıkılmış. Şehrin güney yakasının yaslandığı Zaisan Tepesine çıkmayı teklif etti. Geç saatte arabayla oraya çıkıp Ulaanbaatar’ın görüntüsünü aldık. Hafta içi sayfama koyduğum fotoğraf o geceden.

Perşembe günü öğleden sonra okula gittim ve bölüm başkanımız adını vermek istemediğim bir dilin özellikleri ve yazı dizgesi hakkında ders vermemi istedi. En azından onun dersinden geçmeyi sağlama alsam iyi olacak. Diğeri zaten beynimi yakmak üzere. Sonrasında ona çalışmayı düşündüğüm tez konusunu ve ekonomik durumumu anlattım. Olabilecekleri konuştuk. Okul harcında bütçem hâlâ açık. Memur emeklisi çocuğu olduğum için burs veren de yok.

Cuma günü de okula gittim. Bu arada kaç ay sonra öğrenci kimliğime kavuştum. Artık okulumun 6 katlı kütüphanesine gönül rahatlığıyla girebileceğim.

Cumartesi günü İsmail para tahsilatına çıkarken yardım etmemi istedi. O trafik sıkışıklığında 3 km kadar yolu 2,5 saatte gidebildik. Yollar renkli, ışıklı, her yerde yapay çamlar dikilip süslenmiş. Moğollar yeni yıla belki de dünyanın diğer tüm toplumlarından daha heyecanlı ve hazırdır. Gobi yemeğe yine zam yapmış. Akşam Bilgee ile yine buluştuk. Ne diyeceğimi bilmediğim için henüz aramadığımı söyledim. “Salı günkü dersinde görürsün nasıl olsa. Acele etmene gerek yok,” dedi ve zaten öğretmenimin haberi aldıktan sonra cenazeye kadar hemen hiç uyumadığını; cenazenin peşine çocukları da alıp evden çıktığını ve “Biz yokken siz iyice bir dinlenin,” dediğini anlattı. Bence de güzel bir dinlense iyi olacak.

Pazar günü ödevimin önemli bir kesimini tamamladım ve içim az da olsa huzura kavuştu. Haftayı Türkçe dersiyle kapadık."

Bağ yerine ulaşınız.
 

Caner Çetin

★★
Bronz Üye
Üye
Yeni Üye
Uçakta gecikme, Macera adamı, Türkiye'den haberler, Hocamın yeni kitabı

"
Pazartesi sabahı güzel bir kahvaltıdan sonra İsmail ile Noter peşinde koşmaya başladık. İlki hemen sitenin karşısında; ama teyze mütebessim bir yüzle “Sistemim çalışmıyor. Başka yere bakın” dedi. Bir saate yakın noter arayıp sonunda ilk aklıma gelen ama uzak olduğunu düşündüğümüz için yakındakileri deneyelim diye ötelediğimiz yere gitmek durumunda kaldık. Sırada birkaç kişi vardı. Bu sırada kısa mı kısa boylu, ama tümüyle geleneksel Moğol giyimi içinde bir kadın gördük. İsmail’le bu coğrafyada özellikle kışın en doğru giyimin bu olduğunu konuşurken, ben de bu modaya anahtarlamak istediğimi anlattım ama tabi bu bir bütçe demek ve o da bende şu anda olmayan şey.

Biraz sonra o övdüğüm kadının eşi geldi ve Çince konuşmaya başladılar. O ana kadar aklımdan ve dilimden geçirdiğim tüm iyi sözleri geri aldım.
Sıra sonunda bize gelince teyze “Siz yabancısınız. Metni kendi dilinizde yazın, resmi çevirmen Moğolca’ya aktarsın, ben de onu onaylayayım” dedi. Onca zamanı boşa geçirdiğimize mi yanayım; sokakta noter ararken kulaklarımın donduğuna mı?..

Ben Çarşamba günkü derste sunacağım ödevimi hazırlamak üzere eve döndüm, İsmail işine gitti. Geç saatlere kadar hem çevirimle hem de ödevimle ilgilendim. Erken yatmayı düşünüyordum ama İsmail kayın tarafından birileriyle yol hazırlığı yapmaya geliyormuş. Beni de çağırdılar. Hem yardım ettik, hem de lafladık. Onları gönderip yattığımda saat gecenin 1ini geçmişti.

Sabah İsmail’i havaalanına bırakmak için öbür İsmail gelecekti. Zamanında havaalanına ulaşmak için saat 4 sularında yola çıkmaları gerekiyordu. İsmail de giderken işin, evinin ve gerekli olabilecek diğer yerlerin anahtarlarını bırakarak yola çıktılar. Bir kere uyanmış oldum. Sabah okuldayken hocamı görmek istiyordum. Uyusam öğleye kadar uyuyacağım için bilgisayarı açıp çeviriye başladım. Bir saat geçmiş olabilir. İsmail aradı. Uçakta daha Türkiye’den havalanmamış bile. Tabi böyle bir durumun telefon numaraları kayda geçen müşterilere neden bildirilmediği ayrı bir merak konusu. Anahtarını da bana bıraktığı için uyuyup uyumadığımı yoklamak istemiş. Çeviriyle uğraştığımı söyledim. Geldiğinde anahtarını verip çeviriye devam ettim. 9'a kadar uykusuz kalmak istemediğim için okula ders başlamadan gitsem iyi olacağı düşüncesiyle 7 buçuğa doğru evden çıktım. Gittiğimde bina alışık olduğumun tam tersine sessizdi. Hocam enfiye verdi ve çektim. Buralarda özellikle kışın çok iyi geliyor. Bilgee’nin dediği gibi, durgun, ama kendinde. İnsan kaç yaşında olursa olsun, annesini kaybedince öksüz oluyor canım. Sonra birkaç dakikalığına dersine girdim ama uyku bastırınca uzatmadan izin isteyip çıktım. Uçak 12 saat gecikme ile akşam kalkınca sanırım İsmail gün içinde gerekli tüm işlerini yetiştirdi.

Ertesi gün derste ilk sunum benimdi ve sorularda da çok zorlanmadım. Batıda daha çok hPags-pa diye bilinen dörtgen yazıyı tanıttım. Öğretmenimiz haftaya üzerine puan yazacağını söyleyip çıktısını istedi. Genel olarak sorunsuz. Geçmiş olabilirim.

Akşama dersim bitmesine yakın Bilgee iş çıkışında kursa geldi ve birlikte çıkıp bir şeyler yerken bir yandan da lafladık. Hocamın bir kitap işi var; geç kalmadan ona da yardım etmem gerekiyor ama bu yoğunlukta nasıl olacağını bilmiyorum. Gerçi derslerim bitti sayılır ve bu bana biraz zaman kazandıracak ama bu durumda ben mi hocama yardım edeceğim yoksa o mu bana; belli değil.

Cuma günü ikindi üzeri Merkuri pazarına gittim. Yolda büyükelçiliğe de uğradım. İsmail’in daha önce anlattığı biri var. Adam her fırsat bulduğunda Türkiye’den kaçıp buraya geliyormuş. Tam bir macera. İş bağlantısı yok, para yok, tanıdığı kimse yok. Tabi bu durumda resmi yetkililere yük oluyor. Daha önce birkaç kere geri gönderme işini elçilik üstlenmiş. Ta-da! Eleman yine elçilikteydi. Büyükelçi adamın biletini aldırmış, bu gece elçilikte kalması talimatını vermiş, iki kişiyi de üstüne görevli atamış. Biri “Senin yüzünden sabaha kadar buradayız” diye söyleniyordu.

Cumartesi akşamı tam rahat rahat çay içecekken gelip sonu hüsranla biten iş çağrısından söz etmeyeceğim. Gelmesi gerekip gelmeyen ödemeler yüzünden cebimde zaten 5000 üstü tögrög para kalmıştı. Bu yüzden kahvaltıya yumurta bile alamadım. Hâlâ sinirliyim.

Pazar sabahı kalkıp internete bir bakayım dedim. Bakmaz olaydım. Yeterlilik alanımın dışına çok çıkmamaya özen gösteriyorum, ama yahu arkadaş, benim güzel ülkem ne ara bu hale geldi yahu? Bir tek iyi haber yoktu ve içim zifir gibi karardı. Neden olanların da geleceği benzer biçimde karara!

Akşama Türkçe sınıfının son dersini tamamladık. Sonunda hocamın kitabına el attım ve hedeflediğim kadar iş göremesem de, çok iyi bir başlangıç yaptığımı görüp sevindim. Heyecanıma engel olamadığım için hemen Bilgee’yi arayıp durumu anlattım."

Altayist Dil Bilimci Mehmet Levent Kaya

Buradan metin yerine ulaşınız.
 

Caner Çetin

★★
Bronz Üye
Üye
Yeni Üye
Barış adaş iyi düşünmüş, çekmiş. Türkçe bilen Moğol kadaşı ayrı bir sevdim. İnşallah tanışırız. Şu keçe eve çadır diyen yurdum insanı, bitirimsin. :)

Tanrı Levent ustayı esirgesin; maşallahı var. Sakalsız haali bir ayrı genç koçak er kişi gösteriyor kendisini. Moğolistan buğu soluğunun da yararı vardır, olmaz mı? Bizim topraklar. Ben Türkiye'ye geldiğimde havası suyu bir ayrı ediyor beni.

Hatçak er kişi hocamız; seni seviyoruz. Oralarda iyi olasın, yeğin olasın. Hatçak ne mi demek? Gökçek. Sakın ha gökçek'i sormayın ama! :-)

O mantıyı şöp diye yutasım geldi.

 

Caner Çetin

★★
Bronz Üye
Üye
Yeni Üye
Ödevimi verdim, Belgeselciler, Savunma provası, İngilizce sınıfı, Beşparmak

Ne haftaydı ama! Ne mi oldu? Ne yazacağımı bilemedim şimdi. Pazartesi belki de bütün gün evden çıkmadım.

Salı günü erkenden kalkıp dersten çıkmadan hocama yetiştim. Ertesi günün ders ödevinin çıktısını aldım; kitabı için elden geçirdiğim yerleri gösterdim. Bir sürü gülünç yanlışım vardı. Eğlence oldu da sayılır. Hepsini düzeltti. Saat 11e gelirken “Sabah hiçbir şey yemedim; çıkıp bişeyler yiyelim dedi.”

Eve gidince çeviriye el attım. Ders çıktısının son sayfasının dibine kurşun kalemle dörtgen yazı adımı yazdım. Kesin eksiği var ama şimdilik elimden bu kadar geliyor.

Ertesi sabah erkenden uyanıp Türkiye’den bir mesaj geldiğini gördüm. Aralık sonunda Ak göl’de, Duhalar arasında belgesel çekimi için bir ekip gelecekmiş. Lafı gizlemeyeceğim; 21 Aralık’tan sonra yılın en soğuk dönemi olan 9lar başlar.

Yılın en soğuk zamanında, Moğolistan’ın en soğuk yerinde, üstelik uçak olmadığı için kara yolundan belgesel çekimine gitmek için insanın hiç aklı olmamalı. Değiştirip değiştiremeyeceklerini sordum: “Biletler alınmış!”

O gün ödevimi verdim. Ders öğretmenim yanlışımı söyledi. hPags-pa hece yazısı olduğu için, örneğin M-E-H harflerinin sağ köşesinden aşağı bir çizgi çekip birleştirerek heceyi belirlemem gerekiyormuş. Bu kadar eksikse, iyi canım.

Derste diğer dört öğrenci de ödevini sunup, teknik olarak dönemi kapadık. Bu arada Altan-Od dışında diğer dördünün adlarını ilk kez bugün öğrendim. O İç Moğol bir kız var; geçen haftaki sunumuna kadar konuştuğuyla ilgili ciddi kuşkularım vardı.

Dersten çıkınca tahsilat için koşarak Merkuri’ye gittim. Tahsilatın biri tamam, diğeri “hesabına göndereyim” dedi. Normal koşullarda biri “ödemeyi hesabına göndereyim” derse, bu Nasreddin Hoca’nın peşin ödeme fıkrası gibidir. Çaresiz okula döndüm. Yolda kulaklarım yine donmuştu. Ellerim ve bileklerim okula gelene kadar ısınmadı. Neden kazağımı giymiyorsam acaba?

Okulda yüksek lisans ve lisans öğrencilerinin ön savunması vardı. Tavrı görmek için salona geldim. Meğer hocam da jürideymiş. Koreli kız ve Doğu Türkistanlı Oirad iyi hazırlanmışlar. Dil bilimi tarihi dersimden sınıf arkadaşım da buradaydı, ama konusu hayvancılık terimleriyle ilgili olduğu için ona bir sürü iş çıkardılar. On beş günde hepsini nasıl yetiştireceğini benim gibi o da bilmiyor. Bölüm başkanımıza sorarsak ise “Moğol için bir gün ve gecelik bir iş!” Tek lisans öğrencisi savunmasına harika hazırlanmış. Çıkarken hocama “Lisans öğrencisi çok mu iyi hazırlanmış; yoksa bana mı öyle geldi?” diye sordum. “Çocuk iyi; geçen Höhhot’a gittiğimizde onu da seçip götürmüşlerdi” dedi. Genç bir meslektaşımız hazır olabilir. Doğu Türkistanlı kıza arkadaşlarımdan birkaçını sordum.

Hepsini (doğal olarak) tanıyor. Tatilde gideceği için selam gönderdim. Uygurca bilip bilmediğimi sordu. “Biliyorum” dediğimde de başparmağıyla onaylayıp “Ben de biliyorum” dedi. Lisans’ta Mançuca hazırlanan kızın sunumunu beğendim. Ama bir konu var.

Ertesi gün öğlen evde çeviriyle meşgulken “Parayı gönderdim, aldınız mı?” mesajı geldi. Yaşasın! Fıkra olmadık.

Öğleden sonra Altan-Od ile bölüm başkanını görüyorduk. Biraz onun ödevinden konuştuk. Moğolca’ya giren Türkçe söz varlığı konusuna hazırlanıyordu. Doğrusu, bölüm başkanının da bu konuda altyapısı var; ama çalıştığı alan bu değil. Bu arada önceki akşamın prova sunumlarını da konuştuk. Bu arada dünkü Mançuca sunumla ilgili konuyu da hocama sordum: Mançuca Moğolca gibi üst düzey, olağan düzey ve alt düzey konuşma biçimleri olan bir dil değil. Ama bizim okulun geleneğinde Mançuca tüm sözleri üst düzeyden Moğolca’ya aktarıyorlar.

Neden? O da Moğolistan’da ve okulumuzdaki Mançu çalışmalarının 1940lardan sonraki geçmişini aktardı. Kendisi de Mançuca çalışıyor. Bakalım; sıra tezime gelince belki birlikte çok işler yaparız.

Oradan çıkıp Altan-Od’un kursuna gittik ve ilk İngilizce konuşma dersime girdim. Üç kursiyerden ikisi öğrenci, biri bankacı. Öğrencilerin ikisi de çok zeki, ama ülkelerini sevmiyor. Bunu ilerleyen süreçte düzelteceğiz.
Cuma günü sabah okula gidip hocamı görecektim, ama hazırlık sınıfının dersleri iptal olmuş. Öğleden sonra Bilgee geldi ve çalışmamı ona da okuttum. O giderken ben de çıkıp Duha arkadaşımız, Höömii diye tanınan Ganzam ile görüşüp bu konuyu konuştum.

Yol ve iklim durumunu uzun uzadıya konuşup bir yol haritası çıkarmaya çalıştık. Ayrıntılar için bir-iki gün istedi. Bu arada söylediği en ilginç şey “Gelenlere söyle; gelirken yorganlarını getirsinler” oldu. Üstümüze bir sıkıntı kaldı ama hadi bakalım.

Cumartesi sabahı yine konuşma sınıfı vardı. Perşembe akşamından iki kişi eksikti ama o gün gelmeyen iki kişi dersteydi. Sınıfımda ilginç katılımcılar var.

Çıkınca Erbolat’ın kursuna gittim. Şirketin iki güreşçisi yeni yıl için beşparmak getirmişti. Biz kazımızı yedik, kışa hazırız. Sizi bilmem. Sonra Erbolat ile biraz lafladık. 27 Aralık’tan sonra Hövsgöl’e gidip belgesel çekmeye o da şok oldu. Başımıza kötü bir şey gelmese bari!
Pazar günü resmen evde takıldım. Yine de uykum var. O yüzden yazıyı ilk kez gözlüğümü takarak yazıyorum. Alışmayınca gerçekten durmuyormuş.

Sonra gelecek ekibin tur günlük plan metnini hazırladım. Hava almak için dışarı çıktım, akşam yemeği ve güzel haftanın sonu.
 
Üst