Arkeoloji Hititlerin yıktığı Sam’al kentinde insan kalıntısına rastlanamadı

Orion

Site Başkanı
Yönetici
Platin Üye
Gaziantep'teki Zincirli Höyük'te süren arkeoloji kazılarında şu ana dek hiçbir insan kalıntısı bulunamaması, şehir halkının teslim olduğuna ve muhtemelen köle olarak satıldığına yorumlanıyor. Arkeologlar, insanların köle olarak satıldığı için canlıyken daha değerli olduğunu belirtiyorlar.



3.500 yıldan daha eski zamanlarda Hitit İmparatorluğu genişliyor ve gücünün sınırlarını test ediyordu. Amacı Babil’i yok etmekti ve yolu üzerindeki Sam’al kentini yakıp yıkarak yağmaladı. O yağmadan kalan kalıntılar geçtiğimiz yıllarda Chicago Üniversitesi Doğu Enstitüsü (OI: The Oriental Institute of the University of Chicago'nün sponsorluğunda Chicago ve Tübingen üniversiteleri arkeologlarının Prof. Dr. David Schloen ve Dr. Virginia R. Herrmanneş başkanlığında gerçekleştirdiği kazılarda keşfedildi.

Amanos Dağları'ndan doğu-batı yönünde ulaşım izni veren Beyhan Geçidi'ndeki ovada, Gaziantep il merkezinin batısındaki İslahiye ilçesinin 10 kilometre kuzeyindeki küçükçaplı bataklığın batı kenarında yer alan Zincirli Höyük'teki arkeoloji kazılarında keşfedilen antik kentin adının Aramice'de Sam'al olup Geç Hitit Dönemi'nin en önde gelen metropollerinden biri ve Sam'al Krallığının kraliyet merkezi olduğu tespit edildi. Günümüzden 3 bin 500 yıl önce 40 hektarlık alana yayılmış kentin adı, Zincirli Höyük arkeoloji kazılarında ele geçen Asur Kralı Esarhaddon'a ait kitabe (MÖ 670)ile de doğrulanmıştı.


Arkeoloji öğrencisi Menekşe Türkkan (solda) ve Chicago-Tübingen keşif gezisi asistan direktörü ve doktora sonrası öğretim üyesi Kathryn Morgan (sağda) Sam’al antik kenti kazılarında...

Kazının yardımcı direktörü Yakın Doğu Dilleri ve Medeniyetleri uzmanı Prof. Dr. David Schloen, “Bu inanılmaz derecede şanslı bir buluntu. Her arkeolog bozulmamış bir yıkım katmanı bulmayı umar, çünkü bu size, bir şehrin anlık bir görüntüsünü verir. Çanak çömlekler hala, binaların içinde, MÖ 1650’de yerleşim sakinlerinin bıraktığı yerde duruyor. Her şeyin tipik bir günde nerede olacağını biliyorsunuz, ki bu gerçekten değerli bir kültürel bilgi.” diyor.


Zincirli Höyük'ten çıkan kemik kutusunda saklanan bronz iğneler (sol üst), bronz tanrıça figürini (sol) ve genellikle zar olarak kullanılan hayvan aşık kemikleri C: Roberto Ceccacci

Türkiye’nin güneyinde Zincirli’de yer alan yerleşim, 2006 yılından bu yana 2014’ten beri Almanya’daki Tübingen Üniversitesi ile birlikte OI (The Oriental Institute of the University of Chicago) tarafından kazılıyor.

Kenti Hitit Kralı I. Ḫattuşili'nin yaktığı tahmin ediliyor
Araştırmacılar, katmanların altında daha erken Bronz Çağı tabakası bulmanın bir sürpriz olduğunu söylüyor. Ancak son kazı sezonu, yığılmış tuğlalar ve çatı enkazı altında kalmış iki yanmış bina da dahil olmak üzere, net bir yıkım katmanı ortaya çıkardı. İçinde 10 oda, küçük figürinler ve paramparça olmuş ancak eksiksiz çanak çömlek setleri vardı.

Schloen, “Yangının yoğun olduğunu söyleyebilirsiniz.” diyor. Örneğin, birkaç depolama kabı, yağ veya şarap gibi yanıcı maddeleri içerisinde bulunduruyormuş gibi etraflarında enkazları derinden yakmıştı. Başka bir odada, bir hançer, sahibinin bin yıl önce düşürdüğü yerde yatıyordu.
Ve böyle bir buluntu için olağandışı olarak, ekip olası suçluyu adlandırdı. Schloen, “Bunu, ünlü Hitit Kralı I. Ḫattuşili yaptı demeye hazırız.” diyor.
Ḫattuşili, başkenti günümüz Ankara’sına yakın bir konumda olan Hitit İmparatorluğu’nun kurucu hükümdarıydı. İmparatorluk, günümüzde Türkiye ve kuzeybatı Suriye boyunca yayıldı. MÖ 17. yüzyılın başlarında Hititler hırslarını test ediyordu ve Sam’al onların yarıçapındaydı.
Ekip, Hitit dilinin kapsamlı bir sözlüğünü oluşturmak için uzun süredir devam eden bir proje ve bölgenin tarihini belgeleyen onlarca çalışma sayesinde I. Ḫattuşili sonucuna varabildi. Schloen, Zincirli kazısının kapsamlı olarak bu araştırmaya dayandığını söylüyor.

Zincirli Höyük'te altı isli bir keramik kap da dahil olmak üzere fırınlama ve pişirme kapları ve tepsileri bulundu. C: Roberto Ceccacci

“Gerçekten değerli olan şey, tüm bunları açıklamak için kültürel bağlama sahip olmak. Bu çalışmalar, bir yerleşim kazısı yapmamızı ve bu imparatorlukların bir şehrin sakinleri üzerindeki ekonomik ve kültürel etkilerinin ne olduğunu anlamaya çalışmak için yeterince anlatıya sahip olmamızı sağlıyor.”

Arkeoloji kazılarında hiçbir insan kalıntısı bulunamadı
Ekip, kaselerin, kadehlerin, pişirme kaplarının ve saklama kavanozlarının içinde bir zamanlar ne olduğunu anlamak için analiz etmeyi planlıyor.
Ancak şehrin çöküşü ne kadar şiddetli olursa olsun, Schloen kazıda hiçbir insan kalıntısı bulunmadığını söylüyor. Şehir halkı muhtemelen teslim olmuş ya da köle olarak satılmış olmalıydı. “İnsanlar canlıyken daha değerlidir.” diyor Schloen.
Ancak şehir yeniden yükselecek, kendi medeniyeti ile antik Ortadoğu sahnesinde bir oyuncu olacaktı. Örneğin, yerleşimdeki daha sonraki iskan dönemlerinden elde edilen buluntular arasında, bölgedeki insanların ruhun bedenden ayrı olduğuna inandıklarına dair ilk yazılı kanıt olan ve yaklaşık olarak MÖ 735’e tarihlenen bir taş anıt da bulunuyor.

Süper Güçlerin Savaşı: Kadeş
Bu sırada Hitit İmparatorluğu Babil’i yağmalamaya devam edecekti. Ancak daha sonra gücü mum gibi erimeye başlayarak sonraki birkaç yüzyıl boyunca azalacaktı. Schloen, “İmparatorluk genişledikçe, dönemin diğer süper gücü olan Mısır ile kafa kafaya çarpıştı. Bu çatışma, hem Mısır hem de Hitit yazılarında korunmuş olan MÖ 1250’deki bir barış antlaşmasıyla sona erecekti.

Kaynak: Louise Lerner - Chicago Üniversitesi Çeviri: Ece Dilan Bozkurt - Arkeofili.com
 

Üst