Duyuruyu Kapat
Hoş geldiniz Umarız hoş vakit geçirirsiniz. İyi Forumlar...

Türk Şamanı Akay Kynyev (Kine) ve Görüşleri

Konu, 'Türk Kültür ve Medeniyeti' kısmında Orion tarafından paylaşıldı.

  1. Orion

    Orion Site Başkanı
    Yetkili Kişi

    Kayıt:
    26 Mart 2016
    Mesajlar:
    673
    Beğenilen Mesajlar:
    115
    ALTAYLARDAN GELEN ŞAMANLARIN RUHANİ ÖNDERİ AKAY KİNEYEV: "TÜRK BİRLİĞİNDEN KORKUYORLAR"

    Altaylar’ın ruhani lideri ve Şamanların başı Akay Kynyev (Kine), “Türk ulusu birleştiği taktirde dünyanın her yerinde başköşeyi alacak. Gök Tanrı’nın bağlıları olarak tekrar dünyayı yöneteceğiz."

    [​IMG]

    Akay Kynyev (Kine) Altay’ın ruhani lideri ve Şamanlar’ın başıdır. Hem dini, hem de milli bir liderdir. Türk kültüründe tarih sayfalarında kalmış, unutulmaya yüz tutmuş bazı unsurların hatırlanması, yayılması ve yaşatılması için çalışmalar yapmaktadır. Bir işadamı olan Akay Kynyev (Kine); Altay’daki Altay Orda adlı bir derneğin de Başkanlığını yapmaktadır.

    Türkiye’ye hoş geldiniz. Buraya geliş amacınızı bize anlatırmısınız?

    Akay Kynyev (Kine) : İlk önce beni buraya davet eden Kültür ve Töre Derneği Başkanı Kemal Ermetin Bey’e teşekkür ederim. 1995 yılında Altay’ın ruhu gelip bana “Türk birliği için çalışmaya başla! Yolun Manas’ın, İlteriş Kağan’ın yoludur! dedi. Ben buraya Tanrı’nın isteği ile geldim. Ben buraya gelmeden önce Kırgızistan, Kazakistan, Başkurdistan, Tataristan ve İran’a gittim. Bu yolları Türkleri birleştirmek arzusu ile kat ettim. Bu uğurda boşa çaba harcamadığımı gördüm. Çünkü dolaştığım Türk illerindeki Türklerinde bu birleşme yolunda çabaladıklarını gördüm. Bu amaç doğrultusunda daha fazla emek vermem gerektiğine inandım.

    Niye bu işe 1995 yılında başladınız?
    Akay Kynyev (Kine): Ne yazık ki; Sovyetler Birliği zamanında bu birleşme çabaları tamamen yok olmuştu. Ben Altay’da kendi arkadaşlarımla Türk örf ve adetlerini canlandırmaya başladığım zaman, diğer Türk Devletlerine daha cesur bir şekilde gidebildim. Çünkü benim arkamda Altay vardı. Çünkü Altay’da Türk kültürünün canlanması ve dinimizin gelişmesi gerekliydi. Bunun için Altay beni koruyor. Altay bana güç veriyor.

    Ruslar Türkler’in birleşmesinden mi korkuyor?
    Akay Kynyev (Kine): Evet! İşte Ruslar bundan korkuyor! Türk ulusları birleştiği taktirde dünyanın her yerinde başköşeleri olacaklar. Gök Tanrı’nın bağlıları olarak tekrar dünyayı yöneteceğiz.

    Sizin dediğinize göre; Ruslar 1.5 milyar Müslüman’ın birleşmesinden değil de, 250 milyon Türk’ün birleşmesinden mi korkuyor?

    Akay Kynyev (Kine): Soruyu nasıl sorarsanız sorun, cevabım “Evet!” olacaktır. Çünkü, Ruslar’a göre Müslümanlık o kadar etkili değil! Çünkü Müslümanlık enternasyonal bir din. Her milletten insanlar Müslüman olabilir. Dolayısı ile bir Rus da Müslüman olabilir. Ancak bizim “ Ak dinimiz milli bir din! Milli bir din olduğu için, Türkleri daha da güçlü kılar. Dünyayı yönetenleri daha da güçlü kılar. Dünyayı yönetenler de “ Eğer bu dine inananları eğer gördüğümüz yerde ezmezsek, biz Türkler’in karşısında tutunamayız, duramayız!” bu düşüncelerde sanırım. Olaya böyle baktığımızda Ruslar’ın da niye Müslümanlara değil de, Ak Din’e inananlara bu kadar baskı yaptıkları anlaşılır.

    Sizin saçınızın uzunluğu dikkatimi çekti. Bunun dini inanışla bir paralelliği var mı?
    Akay Kynyev (Kine): Türk erkeklerinin yanlardan kesik tepeden uzun ve örgülüdür. Kadınların saçları ise tamamen uzun ve örgülüdür. Saç Tanrı’ya bağlılığın sembolüdür.

    AK DİN NEDİR?
    Altaylar’ın “Ak Jang” Batılılar’ın “Burhanizm” dediği Ak Din, Türk halklarının eski inancı Şamanizm’in temelleri üzerine kurulmuş bir inanıştır. Dönemin Rus yönetiminin görüşüne göre Ak Din, Sibiryanın Türk uluslarını ortak bir ulusçuluk anlayışı ile birleşip Rusya’ya zarar vermeleri için yurt dışından desteklenen, Rusya’nın düşmanları tarafından tasarlanmış bir plandır. Bu yüzden Ruslar, bu din mensuplarına karşı büyük bir kovuşturma başladılar. Haddinden fazla şiddet kullanarak, kanlı bir şekilde Altay Türkleri'nin isyanını bastırdılar. Ak Din mensuplarına verdikleri idam cezaları bile bu dinin günümüze kadar yaşamasını önleyemedi.

    EFSANEVİ KURTARICI: OYRAT HAN!
    Ak Din’in ilk önderi Çet Çelpen ve eşi Kule Ak ve evlatlık kızı Çugul Sarok Çandık ile Üst-kan kasabasından 20 kilometre uzaklıkta ki bir ormanlık bir bölgede yaşıyorlardı. 1904 yılının Nisan ayında Çet Çelpen ve onun 14 yaşındaki üvey kızı Çugul beyaz atı ve beyaz kıyafeti ile dolaşan bir suvarinin hayalini gördüler. Bunu çevredekilere anlattılar. Ak Burhan olarak adlandırılan bu hayalet süvari, efsanevi kurtarıcı Oyrat Han’ın geri döneceğinin habercisi olarak kabul edildi. Çet ve Çugul, yanlarına gelenlere bunun müjdesini verdiler. Ak Din’in ilkelerini öğretip nasihatte bulundular. O gün bu gündür, Ak Din’in mensupları efsanevi kurtarıcı Oyrat Han’ın bir gün ortaya çıkıp, dünyayı kurtaracağına inanıyorlar.

    Kaynak: Yeniçağ Gazetesi
     
  2. Orion

    Orion Site Başkanı
    Yetkili Kişi

    Kayıt:
    26 Mart 2016
    Mesajlar:
    673
    Beğenilen Mesajlar:
    115
    Altay'dan Tanrıcı başı Akay Kine'den Ak Cang ya da Tanrıcılık....

    "Gök Tanrı'nın çocukları, kul olmaz. Seni, anan, atan dünyaya getiriyor, terbiye ediyor, okutup, yıllarca yetiştirmek için uğraşıyor; sonunda kul ol diye bunları yapmıyor. Analar, çocuğunu kul olsun diye doğurmaz. Gök Tanrı da bunu istemez, bundan hoşlanmaz, buna kızar. Kul olanı tepersin, ayağınla tepersin; ona saygı duymazsın. Kullukta saygınlık yoktur.


    Gök Tanrı, anan atan gibi onu sev ve onun eserlerine sahip çık ister. Gök Tanrı başını yere koyan, başını eğen oğul/kız istemez. Ben seni boynunu bük, başını yere eğ diye yaratmadım der. Bir insan bir şeyn kölesi kulu olursa o kişi sıkışmış, bastırılmış olur. Baskı altındaki kişi de bu baskıyı başkalarının üzerinde kullanmak eğilimine sahip olur. Bu eğilim, o insanın etrafına da yayılır; doğaya yayılır, kişi bu baskıyı hem çevresine hem de doğaya uygulamaya başlar. Dinler arasındaki savaşlar, insana ve doğaya zarar verme girişimleri, kul olmanın getirdiği baskıdan kaynaklanır. Bütün bu olumsuzluklar, insan zihninin altında bu kul olma baskısı yattığı için olur.


    Bizim dedelerimiz, kul olmamaya çok önem verirdi; onlar kul olmayı reddetmişlerdir; hatta kul olmanın dünyanın sonunu getireceğini söylerlerdi. Bu kulluğu zihninden atarsak eşitler arasında eşitlik prensibine göre dünya işlerini yürütürsek Ak Işık ortaya çıkabilir. Kul olma düşüncesi böylece kaybolur.


    Bu prensibe dayanan insan her zaman güçlü, herkesi kucaklayan, herkese veren bir insan olur. Bir insan bütün dünyaya sevgi ve saygı verirse, dünya da o insana aynı cevabı verir. Böylece bu insanda insanlığı ve yeryüzünü bitirme ve zarar verme düşüncesi kaybolmuş olur. Bu şekilde biz Gök'ü (Tanrı'yı) sevindirmiş oluruz.


    Tanrıcılıkta soyun devamı için günah işlememelisin, çünkü sen sadece kendinden sorumlu değilsin; önceki ve sonraki soyundan da sorumlusun. Tanrıcılıktaki sorumluluk çok fazladır. Kul olan kişinin sorumluluğu sadece kendisi içindir. Kul olanlar, her insanın Gök Tanrı olduğunu unuturlar. İnsanın doğuştan Tanrı olma şansı zaten vardır, insanın gelişmeye ihtiyacı yoktur; sadece doğru yaşaması yeterlidir. Başka dinlerde insanlar sadece kendilerinden sorumludur; ama Türkler sadece kendisinden değil, yaklaşık 17 soyundan sorumludur.



    Bu dünyanın ortasına, merkezine Altay derler. Gök'ün oğlu her zaman toprak, gök ve yerin ortasından, yerin merkezi olan Altay'dan sorumlu olmuştur. Eşitlerin eşiti bizim soyumuzdan sorumludur. Gök'ün oğlu gök, yer ve orta dünyanın durumundan, kendi memleketinin durumundan, kendi kavminden sorumludur.


    Türk hiçbir zaman isteyen, yalvaran bir insan değildir. Çünkü o Tanrı'nın oğlu / Tanrı'nın kızı olarak, hiçbir zaman kul ve köle olamaz. Türk kendisini asla köle ve kul olarak düşünemez. Çünkü Türk Gök'e, yere, dağlara, nehirlere, ormanlara, okyanuslara, diğer milletlere ve dinlere eşittir. İnsanın Tanrı'ya bile kul köle olması iyi bir şey olarak algılanmaz ve bu çok büyük bir tehlike olarak görülür. Gök Tanrı da onun köle olmasından hoşlanmaz. Eğer insan kendisini her şeye eşit görmüyorsa, Gök Tanrı onu hoş karşılamaz.


    Mesela hayatını çocukları üzerine kuran bir ana düşünelim. O, onları doğurmuş, kutsal ak sütü ile beslemiş, büyütmüş, çocukları sağlıklı ve iyi insan olsun diye eğitmiş, iyi bir mesleği olsun diye okutmuştur. Düşünün bir kere, bir gün onlar gelip başları eğik bir şekilde "Ben kul oldum" diyecekler. Bunu gören ana sevinebilir mi? İşte bu nedenle Türk hiçbir zaman kul olmamıştır ve olmaması da gerekir. Çünkü sonsuz Gök Tanrı'nın gönlünde hiçbir zaman tehlike ve korku olmadığı için, onun evladı olan insanın da gönlünde korku olmaması gerekir.


    Gök Tanrı'nın oğulları ve kızları zaten her şeye eşit olduğunu bilmektedir. Onların gönlünde etrafında olan her şeye karşı sevgi ve saygı vardır. Yani etrafını çevreleyen nesne ve insanlara karşı onun korkusu yoktur, onları tehlike olarak görmez. Çünkü sonsuz Gök Tanrı'nın oğlu ve kızları güçlüdür ve sorumludur. O, her şeyden sorumludur; gök, toprak, dağ, nehir, okyanus, suya karşı; insanlık, kabilesi, ailesi, çocukları, atalarına karşı; ayrıca bundan sonra devam edecek soyuna karşı da sorumludur.


    Gök Tanrı'nın oğlu kendini Tanrı önünde sorumlu hissetmez; o Tanrı ile birlikte her şeyden sorumludur. Yani onlar diğer dinlerde olduğu gibi sadece kendileri için Tanrı'ya karşı sorumlu değillerdir. Etrafındaki her şeyden sorumlu olan insan, bozulanları düzeltmekten de sorumludur. Deniz kirleniyorsa kirletmemelisin veya engel olmalısın, orman yok oluyorsa ağaç dikmelisin gibi... Herhangi dindeki bir insan, bir günah işlese, bir ibadethaneye gider temizlenip çıkar, mesela kiliseden çıkarken artık günahkar olmadığını, tertemiz olduğunu düşünür. Bu zihniyet de bencil insanlar yaratır."


    Tataristan'ın Tanrıcı inanca mensup fikir adamlarından da kullukla ilgili şu ifadelere şahit oldum : Kulluk inancının var olduğu bir din, korkaklığı, kendi kendini aşağılamayı, alçalmayı, bağımlılığı, boyun eğmeyi, kısaca kölelerin tüm özelliklerini öğütlemektedir. Oysa savaşçı toplumun, cesarete, öz güvene, gurura, bağımsızlık anlayışına ihtiyacı vardır.



    Bir inancın yarattığı insan tiği ve ruhsal durum, onun ibadetinde kullandığı sembollere de yansımaktadır. Ritüeller bu ruhsal duruma göre şekillenmektedir. Tanrıcılar, kulluk inancına şaşırarak baktıkları için kulluk göstergesi olan yere kapanma (secde) ve (Tanrıcıların ifadesiyle) "dilenci gibi" ellerin açıldığı dua pozisyonu, onlara göre asla kabul edilemez ritüellerdir. Kulluk inancını içeren dinlerde ibadetlerde yer alan semboller ve vücut dili kulluğu işaret etmektedir. Oysa Tanrıcılığın ibadet sembollerine baktığımızda 'Tengri gibi Tengri'de bolmuş' başı dik, asla ufuktan aşağı gözlerini indirmeyen, Tanrı'ya söyleyeceği sözü anasına babasına söylermişcesine rahat ve sevgi dolu ifade eden bir tarz göze çarpmaktadır; aczi ifade eden kulluk sembollerine hiçbir şekilde yer verilmemiştir.


    Akay şöyle der:


    "Ben ibadet ederken yere bakmam. Yere baksan kul olursun, oysa ben Gök Tanrı'nın oğluyum. Sen kul olsan Tanrı da seni sevmez. Seni teper. Senin önüne kul gelse sen ona değer vermezsin; senin önünde eğilen adamı sen de tepersin. Karşına adam olarak gelen kişiye değer verirsin, onu seversin. Tanrı için de bu böyledir. O yarattıklarını yerlerde sürünen zavallı kullar olarak görmek istemez. Sen onun oğlusun, onun kızısın, evladısın. Tanrı'ya 'ben senin oğlun olarak geldim; kulun olarak değil' desen, o da mutlu olur.


    Adem Havva'daki mitolojiden dolayı Tanrı onları lanetledi ve kul yaptı. Çünkü o mitolojide ensest var. Biz mescitte gördük; çocuklar, yiğitler kul oldu ve başkalarının boyundurluğu altına girdi. Tüm Müslüman dünyası da başkalarının boyunduruğu altında.


    Türk! Sende ruh var. Sen başka uluslara da ruh vermek için çalışmalısın. Onlar bizim düşmanımız olsa da onlara da yardım etmek gerek, çünkü biz Tanrı'nın oğullarıyız, Tanrı'nın kızlarıyız."




    Araz Elses "Her Türk bir dünyadır" der....



    Altay Tanrıcılarının başı Akay Kine:

    "Muhammed de Gök Tanrı'nın oğludur. Biz aynı şekilde onu da severiz. Ama o bizden değildir. Bu nedenle Muhammed'in de bildikleri bu insanlık dünyasına lazımdı. O Arap milleti üzerinden gelmiştir. Arapların Ak dini İslam'dır. Onların şükran dili de Arağçadır. Türkler için ise Ak Din Tanrıcılıktır ve şükran dili de Türkçedir. Türklerin aldı (önünüzde) yolu açık bolsun (olsun).


    İslam, Arap dünyasının dini ve onların örf ve adetlerini içeriyor. Biz Araplara hürmet ediyoruz ve onların atlarına saygı duyuyoruz. Ama bu arada kendi örf, adet ve geleneklerimizi de sürdürmeliyiz. Diğer halklar ve inançlar da aynı şekilde bizlere saygı duymalıdır. Birinin diğerini asimile etmesi kabul edilemez. Bizim kendi tarihimiz ve medeniyetimiz var. Biz herkese anlayışlı davranmayı gerektiren bir gelenekten geliyoruz. Onlara saygı duyarken kendimizi unutmamalıyız. Bunun için de İslam ya da başka inanç sistemleriyle savaş haline girmemeliyiz. Bizim herkesi kucaklayan bir kültürümüz var.


    Türk'ün yedi atasını bilmesi gerekir ki gücümüzü onlara verelim. Onlara algış veriyoruz. Onları yüceltiyoruz. Kendi atalarımızı bilsek onların adını anar, algış aytar, onlara güç veririz. Şimdi ise görüyorum siz Türkler, kendi atalarınızın adını bir kere de ağzınıza almıyorsunuz. Sadece Muhammed'e, Ali'ye, Nuh'a güç veriyorsunuz. Kendi atalarınızın adlarını bile unutmuşsunuz.



    Bir gün Türkiye'den biri 'İslam olmadan Türk olmaz' dedi. Ben de çıktım; sen ağacın kökünü, Ata babasını kessen o, İslam olsun, ne olursa olsun devrilir dedim. Niçin kendi soyunu bilen halklar güçlüdür? Eğer kendi dedenizi bilmiyorsanız, adını bilip ona dua etmiyorsanız, o size korumacı olacak yerde size düşman olur."


    Kaynak:
    Gök-Tanrı İnancının Bilinmeyenleri
    Din ve Millet Kavramları
    Akay Kine'nin Bilgileri Işığında
    Günnur Yücekal Arpacı, 2012

    "Bu kitap 2006'da Altay'da yaptığım alan araştırması, geniş literatür çalışması ve 2009 yılında Altay Tanrıcı başı Akay Kine'yle yaptığım görüşmeler sonucunda ortaya çıkmıştır."





    [​IMG]
    Mavi Gayzer Gölü - Altay


    "Bizim vazifemiz ve amacımız eski öğretilerin dağılmış parçalarını bir araya getirmek ve hatırlamaktır. Bir araya getireceğimiz bilgi parçacıklarını saklayan Türk kavimleri değişik renklere bürünmüştür. Ama Altay, tüm Türklerin hafızalarında kayıtldır, o yüzden aslında hiç unutulmamıştır. Hepsi bu inancı hatırlar ve bilir. Bizim belleğimizde kutsal kurallar genetik olarak kayıtlıdır. Atalarımızdan miras olan kutsal belleğimiz vardır. Bunlar devasa bir bulmaca, bir yapboza benzer. Bu yapboz parçalarını bir araya getirerek gerektiği yere koyarsak değişik renkleri bir araya getirmiş oluruz. Ve eski atalarımızın kadim bilgilerini kapsayan bu öğretiyi tamamen kavramış oluruz ve bu her biri ayrı bir bilgiyi içeren yapboz parçalarından o çok güzel resmi ortaya çıkarmış oluruz. Bu resim ile eski gök kuralları, toprak kanunları geri dönmüş olur. Sonunda değişik renklere bürünmüş Türk kavimlerinden elde edilmiş bir sürü renkteki bilgi parçacıklarının bir araya gelmesiyle biz, başlangıcın rengi olan Ak rengi elde etmiş oluruz."


    "Burada oturan Gök Tanrı'nın oğulları, kızları Kızıl Tuğ'dan alımlı yürüsün. Gök Tanrı'dan Ak Altay'dan algışlı bolsun. Ardındaki yolu suluğ, korunaklı olsun, aldı yolu açık olsun.. Çeneliye laf söylettirmesin. Gözünden ateş çıksın. Güzel, görkemli, en yüceye çıksın."

    Akay Kynyev (Kine)
     
  3. 1yusuf

    1yusuf
    Üye Yeni Üye

    Kayıt:
    4 Haziran 2017
    Mesajlar:
    13
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Türk dünyasının birleşmesi elzem bir konudur. Amma ve lakin Tatarlarda, Kazaklarda hatta ve hatta Azerbaycanlılarda kendilerini Türk görmeyen bir nesil yetişiyor. Türk birliğinin dinamo gücü Türkiyedir. Türkiyenin gerek askeri gerekse ekonomik anlamda güçlü olmadığı bir dünyada Türk birliğinden söz etmek pek mümkün görünmüyor.

    Olaya dinsel açının dışından bakmak lazım kimi şamanist kimi müslüman kimi inançsız olabilir. Bizim ve özellikle Orta Asya Türklerinin temelde ayrıldıkları nokta Müslüman Türklere sıcak bakmamaları olarak görüyorum.

    Bu noktada Hoca Ahmet Yesevi olaya noktayı koymuş. ”Din seçim, Türklük kaderdir” isteyen istediğine inansın.

    [​IMG]
     
  4. Orion

    Orion Site Başkanı
    Yetkili Kişi

    Kayıt:
    26 Mart 2016
    Mesajlar:
    673
    Beğenilen Mesajlar:
    115
    İşin aslına bakarsanız kendini Türk görmeyenler ile ilgili youtube videoları var ben bunların birçoğunu izledim. Türkiye'de de milyon tane yabancı kökenli bulunuyor. Bizde bunlara mikrofon uzatsak bunlarda biz Türk değiliz diyeceklerdir. Atatürk'ün bakış açısı noktayı koymuştur bana kalırsa kendini Türk hisseden Türktür. Er yada geç Turanın kurulacağına inanıyorum.
     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş