Arkeoloji Kazakistan'da 3 bin yıllık göçebe olmayan Saka yerleşimi keşfedildi

Orion

Site Başkanı
Yönetici
Platin Üye
#1
Kazakistan'ın başkenti Nur Sultan'ın iki kilometre batısında tarihi Akbaur mağarasının yakınlarındaki arkeoloji kazılarında, son Bronz Çağı ile erken Demir Çağı'na tarihlenen bir Saka yerleşimi keşfedildi. Arkeolojik kanıtlar, Sakaların önyargı ve tahminlerin aksine göçebe değil yerleşik yaşam sürdüğünü gösterdi.
Yerel haber kaynaklarına göre, Kazakistan'nın başkenti Nur-Sultan (eski adıyla Astana) iki kilometre batısında bulunan arkeolojik kalıntıları barındıran Akbaur mağarasının yakınlarında Kazakistanlı araştırmacı Zeynolla Samashev liderliğinde gerçekleşen 2019 arkeoloji kazılarında, son Bronz Çağı ile erken Demir Çağı'na tarihlenen bir Saka yerleşimi keşfedildiği belirtildi.

Kimliği konusunda tartışmalar sürse de Türk kavmi oldukları yönünde güçlü kanıtlar bulunan Sakalar, tarihsel olarak Orta Asya, Güney Kafkasya, Afganistan ile günümüz Hindistan topraklarında yaşayan ve genellikle göçebe yaşam tarzı ve ekonomisine sahip olduğuna inanılan İskit kültürüne mensuptu.
Zeynolla Samashev: Bölgedeki Sakalarının yerleşik yaşadığı, göçebe olmadığını gösteren bulgular var



Kazı ekibi başkanı arkeolog Zeynolla Samashev, “Arkeolojik alanın ilk katmanda, buğday öğütmek için kullanılan değirmen taşları, binlerce seramik eşya parçası, at, koyun ve keçi kemiklerine rastladık. Aynı zamanda burada yaşayan insanların ekonomisinin karmaşık yapısını açıkça gösteren çok sayıda bulguya rastladık. Buluntular M.Ö. 11. ve 9. yüzyıllar arasına tarihleniyor. Bölgenin ilk Saka'larının yerleşik olduğunu, göçebe hayat sürmediğini gösteren bulgular var. Tarım, çiftçilik, sığır yetiştiriciliği, metalurji ile uğraşmışlar ve el sanatları geliştirmişler" dedi.

Nikolai Bokovenko: Doğu Kazakistan topraklarında ilk kez bir Saka yerleşiminin bulundu


Petersburg'daki Rus Bilimler Akademisi Maddi Kültür Tarihi Devlet Enstitüsü Arkeoloji Bölümünde görev yağan kıdemli araştırmacı Nikolai Bokovenko da bu sonuçları doğruluyor: “Akbaur-1 yerleşiminde çok önemli bir bilimsel keşif yapıldı. Doğu Kazakistan topraklarında ilk kez bir Saka yerleşimi bulundu. Onların hem sığır yetiştiriciliği hem de çiftlik tarımı yaptığını gösteren karakteristik özellikleri doğrulayan çok sayıda bulgu var" dedi.

Kazılara Türk Arkeologlar da katılacak
Türkiye ve Azerbaycan'dan gelecek arkeologların da katılmasıyla, arkeoloji kazılarına gelecek yıl devam edileceği belirtildi. Bu esnada bilim adamları, Akbaur bölgesindeki çeşitli sitelerde bulunan arkeolojik kalıntıları sınıflandırıp tarihlendirecek. Bulunan eserler, teknolojik analizler için özel laboratuvarlara gönderilecek ve daha sonra bölge müzesinde saklanacak.
 

Caner Çetin

Üye
Yeni Üye
#2
İki büyük yanlış algı, yanılgı var.

1.) Göçebeliğin eksiklik, medeniyetsizlik demek olduğu. Kaldı ki bu düşünce/sav, doğuyu ve başta bizleri küçümsemek için batılı sözde araştırmacıların, sözde ''Türkolog''ların ortaya attığı savdır. Ne yazık ki kendimizi kendimiz doğru düzgün araştırıp anlamaya çalışmadığımız için çokça bilim kişimiz de bu savlar üzerinden yürümüş, ona göre söz eylemiş ve düşünce, -karşı- sav geliştirmiştir. Günümüzde yine aynılar (yad kişiler) -daha doğrusu ardılları-, biz Türklerden nelerin çıktığını bulmak ve anlamak konusunda onlardan daha önde gideni yok. Bunu dünyaya baktığımızda görmek rahatça mümkün. Almanya'dan, hatta Amerika'dan Japonya'ya, Rusya'ya, her yerde bizi araştıran okullar, fakülteler, enstitüler var. Bunca araştırılan başkaca bir ulus, kavim var mı bilmiyorum. Tabi işlerine geldiği gibi yine yerli yerince bir şeyleri çarpıtmasını eksik etmiyorlar. Özellikle Alman ekölünde bu var.

2.) Türklerin kent yaşamına, düzenine tümden yabancı oluşu ve bu gibi bulguların, buluntuların olağan üstü yeni keşifler olduğudur/sanıldığıdır.

İkincisi ile başlayacağım.

Her şeyden önce biz ''göçebe'' değiliz/değil idik. Yarı göçebe idik, olayı tam noktasına getirmek gerekir ise. Günümüzdeki kışlık ev/yazlık ev; yaylak-kışlak (ya da yayla-kışla) olgusu bunun bir yansımasıdır. Yarı göçebelik, kendi coğrafî çerçevesi içerisinde büs bütün özün (tabiat), çevrenin ve koşullarının oluşuna göre gerçekçi bir biçimde oluşmuş ve varlığa, evrene en iyi uyumu sağlamış, sağlayabilmiş yaşam biçimidir.

Günümüzde yaz dediğimiz söz esasen ilkbaharı anlatır ki, yazı da ''yay'' sözü anlatır (nesne olan yay aslen uzun ünlülü 'yaa'dır). yay-la-k (yay-la-nan yer) dememiz bununla ilgilidir ve sözün aslı dönemin bengi taşlarında geçtiği gibi g ile yaylağ'dır. Kısacası yay (yani yaz) geldiğinde yaylağa, kış geldiğinde de kışlağa (kışlanan yer, kışın geçirildiği yer, bölge), ya da diğer bir deyimle yazlık yere ve kışlık yere gidilir. Her iki söz formülü ayrıdır, buna dikkat ediniz. Sonradan yay sözü bizim Oğuzcamızda düşünce yerini yaz almış ki -yer değiştirmiş- ilkbaharı anlatmak için ''ilk yaz'' diye de bir söz kaynaklarımızda geçer. Günümüzde de kimi yerlerde kullanıldığını görmüşüm var. (Bu ''bahar'' sözü Türkçe değildir kısacası.) Sıra böylece yaz, yay, güz ile kış olur; ya da, ilk yaz, yaz, güz, kış.

İşbu işte böyle olduğundan burada bir düzen, bir uyum ve akıl vardır ve dolayısıyla da, adı üzerinde, yarı göçebelik olduğundan da bu, diğer bir yandan bakıldığında yarı kentlik/kentlilik ya da daha doğru demeyle yarı yerleşiklik demektir. Bu adamlar avare evlerini her bir gün bir oraya bir buraya taşımıyorlar. Yine tarkanların (demir ile ağaç işçilerini, ustalarını anlatan sözdür), demircilerin, ağaç yonucuların ve diğer uzluk (meslek) iyelerinin uzluk yerleri (atölye), işlikleri vs. vardır. Özellikle balıkların içinde ''çarşı'' dediğimiz gibi yapılar, vb. vardır. Burada bir yaşam ve işleme düzeni vardır. Aşağıda Prof. Dr. Osman Mert Ustanın Ötüken Uygur Dönemi Yazıtlarından Tes-Tariat-Şine Us adlı çalışmasından durumu en iyi biçimde gösterir ve özetler bir kaç çekim/görüntü atıyorum. Bunları görünümü anlatmak bakımından yeterli olacaktır.

Burada gördüğünüz işbu böylesi bir (yarı) yerleşik yerleşim bölgesidir. Bunlarından tür olarak iki tür vardır: Yukarıda andığımca özden doğadan çerçeveden etkilenip doğan, yaranan, yaratılan yaşama biçiminin yansıması -yarı göçebeliğin yansıması- olarak kışlık balık/kent ve de yazlık (yaylık) kent. Örneğin Turpan Uygurlarında kışlık kent/yerleşim Beş Balık idi, yaylık da Turpan'da (Turfan) idi doğru hatırlıyorsam, yanılıyor olabilirim de şu an, tam hatrıma getiremedim.

Dilimizde, bal-çık sözü ile ilgisi bulunduğunu düşündüğüm, kent (genel kanaata göre Fars dillerinden), şehir (Arapça) oluşunu anlatır söz ''balık'' sözüdür. Bunu günümüz balık sözü ile karıştırmamak gerektir; ağır ihtimal aradakı olay epey ayrı ve farklı (günümüz Uygurcada balık için bıylık denir; belki -hayvan olan- balık için denen ''balık'' sözü dönüşmüş sözdür). Bu balıklardan ve kent düzeninin varlığından daha Hun döneminden haberdârız. Çin yıllıkları da bu konuda bir çok Türkistan kentini anar. Bilge Kağangil dönemine bakacak olursak, ve hemen ardındakı döneme, bir çok kent/balık ile karşılaşırız: Toğu Balık, Bay Balık, Beş Balık, Ordu Balık, gibi. Kaşgarlı'nın döneminde Ordu Balık için Ordu Kent denir. Bu ad sanırsam kağanların ''özel'' kentleri, belki de gözdeleri, ve yerli yerince de karargâh, orta (merkez) olarak da kullandıkları kentlere verilen, verdikleri ad. Çünkü ordu sözü malikhane gibi anlama gelir ve en üst konumdakı kişilerin (kağanların, yabguların, vb.) ulu konutlarını imler. Dolayısıyla dönemine ve hatta belki yerine göre bir çok Ordu Balık var olmuş olabilir. İşbu kentler yapılar, içlerinde halkın ve her tür kesimden kişinin, esnaf tüccar, sanatkârlar/uzcuların-uzlukçuların vb. bulunması oturmasıyla birlikte içlerinde kağanların, ileri gelenlerin özel yerleri, malikhaneleri bulunan geniş ve büyük ''kale'' kentler iken (bkz. ilgili görüntüler; ayr. bu yüzden Ordu Balık adını belki Saray Kent(i) diye anlamak da mümkün olabilir, bkz. Aksaray, Saray Kent (Kırım'da idi sanırsam) ya da Han Saray gibi günümüz kent adlarımız), bunların çevresine konumlanmış, konmuş, ornamış (orun = location, mevki; makam, taht, vb. gibi anlama gelir; saray (Farsça) için de dilimizde örgin denir, ayrıyeten bkz. ''köşk'') kat kat daha büyük ölçeklikli keçe evli (çadır değil, çadır başkadır) yerleşimler vardır. Yine bunların da kendilerine özgü bir düzeni, yapısı, aralarına yolları, sokakları vs. vardır. İşte bu görünüm, tüm bölgeler için olmasa da, genel Türk yaşamının görüntüsü olsa gerektir.

Burada ekleyebileceğim daha çok şey olabilir, ancak çok söze boğmak istemediğimden özet olarak aşağı yukarı böylesi bir durum vardır.

Birincisine.

Dediğim gibi göçebelik başı bozuk biçimde dirlikde, yaşamda yürümek değildir. Tam aksine özün, yaradılışın oluşuna uygun olarak, kendi şartları içinde oluşmuş ve oluşturulmuş, kendi yapı ve anlayışı ile ortaya çıkmış/çıkartılmış/oluşmuş bir yaşam biçimi/töre ve içinden doğan gelenek, kültür ve de medeniyettir. Bu (yarı) göçebelik medeniyetsizlik olsa idi, günümüzde hem bizlerin hem yad kişinin özümüz hakkında bildiklerimiz ve söz ettiğimiz yüceler, büyük değerler ve gelmişimiz, gelişim ve günümüze gelme adına geçmişimiz olmaz idi. Dolayısıyla dünya tarihine onca etkisi damgası, insanlığa onca etkisi ve de katkısı olan, kazandırmışı olan bir kavmin geçmişi nasıl yoz, görgüsüz olabiliyor, takdir bu konuda yalnızca bizimdir ve ortaya koyduklarımızındır.

Her gelenek kendi şartları içinde oluşur ve böyle olduğundan da çevresine uyumlu olur ve gerekleri ne ise onları öne çıkartır, onları üretir. Bu bağlamda da kendi içinde ve dışına dönük olarak da güzel ve anlamlıdır. Aynı, dillerde de olduğu gibi. Her dil güzeldir. Ancak bulandırılmadan, özünden saptırılmadan kendi içinde ve kendi işleyişi çerçevesinde.

Dolaysıyla sonuç olarak bu gibi bulgular ve buluntular elbet olacaktır. Önemli olan bizim onlara bakışımız ve onlardan ne anlayıp ne çıkardığımız ve bunları nasıl söze döktüğümüzdür, nasıl yorduğumuz, yorumladığımızdır. Bir çok alanda dışa bağımlığımız var. Ne yazık ki bu, zihniyette, algı(lama)da ve kendini duyma, kendi kültürü göreneği ve gelmişi geçmişini anlama ve kültürel kimliğini oluşturma konusunda da epey böyle görünmektedir. Özellikle benim gibi dil çalışanlar kendi dil bilim camiamızda bile kimi konularda dışarıya nasıl sadakatla bağlı olunduğunu çok iyi bilirler. Artık, her tür alan ve konuda, işde kendi ekölümüzü oluşturma, kendi anlayışımızı, anlayışlarımızı ortaya koyma zamanımız gelmiştir ve kendimizi yine en iyi ancak biz kendimiz anlayabilirizdir.

Hepsi bir yana, kişi ne ise odur ve onunla da mutlu olmalı ve benimsemelidir. Utanma duyguları ile, batının sözüm ona aklı ve bakış açısı ile (kaldı ki onlar Akdenizlidir, bizim geleneğimiz ise ap ayrı bir dünyanın dolayısıyla bir anlayışın, idrakın ürünüdür ve Akdeniz gözü ve algısı, bakışı ile anlanamaz, bunun için algılarımızı değiştirmeliyiz; tüm dünyaya bu gözle bakıyoruz, tüm dünya dünyaya bu gözle bu pencereden bakıyor), batının ortaya attığı sakat ve gerçeksiz savlar, tezler üzerinden -karşıt- tezler üretmek ile (yani başdan yapıyı yanlış temel üzere yapmak ile) ya da buna bulgu buluntu, kanıt delil aramak hatta ''oluşturmak'', oluşturmaya çalışmak ile, kendini -gizli biçimde- küçük ve hor görüp bir takım arayışlar içine girmek ile hareket etmek yol olmadığı, yordam olmadığı gibi bilimli (scientific) araştırma yöndem ve yordamlarına da aykırıdır.

En son kertede keşif çok değerli ve önemlidir. Ancak ne ve kim olduğumuzu iyi bilip bunu benimsemesini bilmeliyiz.

[Görüntüler altda, yeni gönderide olacak.]
 

Caner Çetin

Üye
Yeni Üye
#3
Görüntü yüklemede türlü sorunlar oluştu. Aşağıdakı gibi yapıyorum. Üstteki gönderimi ise bir kez düzenledik sonrası şu an ne düzenleyebiliyorum ne de silebiliyorum. Yönetici arkadaşlar görünüş kirliliği adına kaldırırlar lütfen.

*

Kale kentin kendisi, planı.
kDlmGI.jpg
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Karatekin Bey

★★★★★
Platin Üye
Üye
#7
@Caner Çetin dediklerine bire bir katılmaktayım. Bu konu ile ilgili uzun süredir kendi çapımda belirli çalışmalar yapmaktayım. Uzun uzadıya konuşulabilecek bir konu bu durum. Tes - Tariat -Şine Us kitabının yazarı sayın Dr. Osman Mert ile Türk şehirleri üzerine konuşma fırsatım da oldu. Benim bir projem var ! Bunu Osman hocam ile de paylaştım. Eski Türk şehirlerinin kalıntıları ve kalıntılar içerisinden çıkartılan bulgular ile Rekonstrüksiyon dediğimiz çalışma ile üç boyutlu olarak yeniden yapılandırmak gibi bir projem var.Hatta eski Türk şehirlerini mimari olarak yeniden yapılandırdıktan sonra içerisinde yaşanan kültür , sosyal hayat gibi bir çok unsuru ekleyerek bir anime çalışması yada öyküleme yapabiliriz diye düşündüm.Osman hocam ile bu konuları paylaştım.Bunları yapabilmek için şahsım adına her hangi bir maddi beklenti içinde olmadığımı da ilettim. Fakat kendisi bunu yapabilmenin çok zor olduğunu. Üç boyutlu alan taraması , arkeolojik kazı çalışmaları gibi bir çok yönteme gidilmesi gerektiğini ve devletin bunları karşılamadığını , ödenek vermediğini bu yüzden var olan mevcut çalışmaların üzerine hayal gücü kullanarak yapılması gerektiğini ama bununda ne kadar doğru olacağı bilinmeyeceğini söyledi. Fikriniz var ise bu konuda paylaşırsanız sevinirim.
 

Caner Çetin

Üye
Yeni Üye
#8
Bunlar çok doğru, yerinde ve de olması gereken, bu yüzden de çok güzel ve de bay düşünceler. Benim de aynı düşüm, hayalım var. Yurdumuzun parmakla sayılı Altay dil bilimcilerinden Mehmet Levent Kaya Ustamızın -Moğolca bileni var, ancak Mançuca da bileni var mı bilmiyorum; o biliyor, ötesini de biliyor, kendisini araştırın- da kendisini bildiğim günlerden beri aynı düş ve düşünceye iye olduğunu bilirim. Ancak dendiği gibi, bu çok büyük maddiyat isteyen bir durum. Ne yapılabilir, nasıl olabilir sorusu güç bir soru. Aslında yanıtı kolaylı, yanıtın yapımı ise uzunlu. Ben her zaman şu fikri savunurum:

Her şeyi -buradakı örnekten bağımsız olarak, yoksa bu gibi bir konuya en başda devlet destek çıkmalı- devletten, yetkililerden, oradan buradan, özellikle de sıyasetten ve sıyasîlerden bekleme hastalığından artık vaz geçmeliyiz. Öyle bir toplum hâlini aldık ki, her bir işin çözümlemesini sıyasette ve de ideolojide görüyoruz. Yanlıştır, yanılgıdır. Her şeyden önce bir toplum kendi mukaddesatı uğruna kendisi harekete geçmelidir, geçebilmesini bilmelidir; her zaman her yerde her işe yetemese bile. Burada çok uzun ve çok çarpıcı sözler edebilirim, Ahmet ağabey (kappadox) bilir. Ancak çok fazla söze de boğmak istemiyorum. Zaten yazdıkça uzuyor, uzadıkça dallanıp budaklanıyor, tetkik gerektiriyor, bazan da hatta aklıma gelenler olduğu için kaynak, veri, bilgi taraması gerektiriyor. Bu ülkenin ve milletin en büyük ve esasında tüm sorunlarını öne çıkartıcı ve de besleyici baş sorunu kültürel kimlik buhranıdır. Kendimizi bilmediğimiz, özellikle de artı ile eksilerimizi tanımadığımız için her tür felaket başımıza geldiği gibi ne zaman nerede ne için ve nice, nasıl hareket edeceğimizi, mücadele edeceğimizi bilmiyoruz. Çünkü kendin bilmeyen kişi, ne edeceğini bilemez. Sokaktakı 1000 kişiye sorunuz; ancak 10 kişi belki size doyurucu, tatmin edici, kabul edilebilir -yerinde ve çok iyi demiyorum, kabul edilebilir- bir Türk/-lük tanımı çizebilir. Neden? Çünkü özümüzü bilmiyoruz. Kastım bütünlü, tamam bir Türklük kimliği tanımıdır; bölük pörçük, birisinin kafasınca yaşadığı ve bildiğini sandığı ama hiç de bilmediği Göktürk, Hun, Selçük, Osmanlı ''kimlik'' tanımları değil. Türkü ancak Türk yapan, yapabilen, ona varlık, var olduğunu hissettiren, diğer uluslardan ayırt eden ettiren, özel kılan tüm tarihî süzgeçten geçmiş, doğruyu yanlışı görüp ayırt eden bir kültürel tanım. Yani özlük. Ya da, Kaşgarlı'nın sözü ile, Farsça reng sözünün dilimizdeki karşılığı olan geniz n'li ö(ng) sözünden gelen ö(ng)eyük (=kişiyi özel kılan nesneler).

Bize, özellikle günümüzde gerekli olan, her tür sıyasî, ideolojik ve doktrinel zeminden uzak, insanlarımızı bütünleştirici ve de onlara özlerini gösterici, duydurucu, aydınlatıcı ve aklettirici özelliğe iye bir ulus kültürel kimlik tanımı ve oluşudur. Bunun için birileri ve hatta herkes çalışmalı, bilgi vermeli ve ulusun akarmasını (ak sözünden; ''kültürlenmek'' demektir dilimizde) sağlamalıdır. Bu gerçekleştikçe zaten dolaylı yoldan neyin doğru neyin yanlış olduğunu da görecek (bunu tecrübe ettim, sabittir diyebilirim). Kolay kolay boş işlere kanmayacaktır. Çünkü öz olanı gören bilen, ona göre yaşayacak ve de ona göre talepleri olacak, talepleri onunca şekillenecektir. Kısacası kültürel kimlik, yordamdır. Kişi oğluna öz ve de us (temyiz; doğru ile yanlışı ayırt etme gücü) verir, edindirir. Boş olan ne, öz olan ne ve bunları besleyici nedir, onu öğretir. O yüzden, toplumda kültürel aydınla(t)ma şart ve de esastır. Bunu ise, ancak yine toplum yapar ve yapabilecektir. Ulusun yücelmesi için ulusun çalışması.

Benim bu konuda kaba taslak geçeyim, düşüncem şudur: Sıyaseti, ideolojiyi, onu bunu bırakıp öncelikle kendimize bakacağız: Biz kimiz, bizi özel kılan nedir? Japon denince akla gelenler niçin, neden gelir ve Türk dediğimizde kendimizi nasıl görüyoruz ve de nasıl görmek istiyoruz, bunların yanıtlarını aramalı, araştırmalı ve de aydınla(t)malı, kısaca günümüze kültürel kimliğimizi oluşturmalıyız. Bunun için her tür başlanabilir. Benim bir adaşla 2015 yılında FB'de bir topluluk/öbek (group) açmam, bir başlangıçtır. Evrile evile başıma kaldı isem de Bin Yıl Tümen Gün'e geldi. Ancak olayın özü bu değil; özü, sürecin kendisidir. Çünkü o süreçte Levent Usta, Ahmet ağabey ve daha niceleri ile tanıştım ve çok nesne öğrendim. Dendiği gibi, yol amaçtır, hedeftir. Antik Sırlar, bir başlangıçtır. Önemli olan sürdürmesi. Bir yıl iki yıl da sürse, yemişini ürününü alacaktır. Her şey küçük başlar netekim. Birden büyülmez. Burada gerçekleşecek olan aydınlanma, bir başlangıçtır. Şu an AS için bir araya gelmiş, doğal süreç içerisinde oluşmuş takım, önemli bir başlangıç ve bir güç çarpanıdır; etkisi belki çok büyük olmasa da -ki, gördüğümce epey etkisi var, özellikle FB'de-. Bunu niçin söylüyorum? Her şey zamanla büyür. Emekle büyür. Önce buralarda olursunuz; sonra bir bakmışsınız, aradan yıllar geçmiş ve örneğin bir dernek kurma düşüncesi içinde kendinizi bulmuşsunuzdur. Benim düşündüğüm yol harıtası da bu gibisindendir; öncelikle bir yerden başlayacaksınız ve sürdüreceksiniz. Sebat edeceksiniz. Çevre edineceksiniz. Bu, zamanla olur. Uyumlu, çalışır, işler bir takımın oluşması, denk bir takımın, iyi bir Hareket Profiline sahip bir takımın oluşması zaman ister. Kimisi katılır iken diğeri ayrılır, vb. meseleler. Bu çevre edinmek her türlü olabilir. Ben Ahmet ağabeyi bir savunma sanayii forumundan tanıdım. Şu an, buradayım. (Zaten orada bulunmamın baş nedeni çevre edinmekti; yani bir amacım ve bilinçli kastım var idi; ülküm için. Şu an o işin pek çok çıktısını mahsülünü almış durumdayım (tabi savunma sanayiinden de az çok anlıyor ve hâlâ alanda etkinim, ancak amacım bir şeyleri anlatmak idi ve de bunu epeyce başardım, görenler bilenler bilir).) Çevrenizle büyüyecek ve de o çevreyi besleyeceksiniz. Bu da, daima ve sürekli olarak kendini beslemek, bilgisini genişletmek ile olur. Günde yarım saat ya da 10 yaprak okusanız bile, ağda gezindiğinizde bir şeyler okusanız bile bir toplamda bu çok şey demektir; zamanı iyi idrak etmesini ve bu yüzden de iyi kullanmasını, değerlendirmesini bilmiyoruz. Kimi şeyleri kafamızda büyütüyoruz. Sonra, zamanla bir şeylerin değiştiğini, özünüzde ve de toplulukda yeni taleplerin arttığını göreceksiniz. Bunları hemen karşılamanız mümkün olmayacaktır. Ancak çalışmak için yeni, uzak hedefler, ülküler belirecektir. Ve bunlar için de sonra bir yol harıtası gerekliliği duyacak, ve onun da gereğini yapacaksınız. Bu nedir? Onun yanıtı sizde olacak. Bu bir dernek kurup tüm yurda seslenecek güce gelmek olur, araştırma merkezi olur, başka bir şey olur. Bu da, nüfuz ve güç demektir. Aynı anda ortalıklar getirecektir. Bu da, büyük projeler için gerekli alt yapı, zemin demektir.

Bu anlattığım, esasında kişi oğlunun kendini bulması, gerçekleştirmesidir. Herkesin bu yer üstünde bir görevi vardır. Önemli olan, özünü duyması, keşfetmesi ve bu ortaya çıkarttığı özelliklerini keskinlemesi ve doğrultusunda uğrunda çokça çalışmasıdır. Bu olduğu müddetçe er geç hedefler mutlaka gerçekleşecektir.

Kısaca yapmamız gereken durmaksızın her bir gün bu çerçevece hareket etmek ve adım adım, buğday tanesince, arpa boyunca da olsa ilerlemektir. Evrenin Ruhu mutlaka gerekli, uyumlu kişi ve de şartları karşınıza çıkaracaktır. Bunun için tek şart, inanmanızdır, buna îman etmenizdir. Bunu ettiğinizde çalışması da zaten gelecektir. İnanmadan yapılan her çalışma boşadır, boşa çalışmadır, beyhudedir, boş çötelemektir.

Toplumumuzda şu an bu öz devinim yeteri seviyede değil. Sıkıntılar bundan. Yoksa çokça yürek, gönül bir birini bulup çalışma alanı ve dolayısıyla da yaratıcılık alanı bulacaktır.
 

Karatekin Bey

★★★★★
Platin Üye
Üye
#9
@Caner Çetin dedikleriniz konusunda kesinlikle sizin ile hem fikirdeyim...Maalesef ki günümüzde insanlarımız, insanımız , yaşamış olduğu ülkeyi , mensubu olduğu ırkı , kullanmış olduğu dili , inanmış olduğu dini sadece kendi yaşamı boyunca kullanacağından ibaret görmekte. Bu da bu saymış olduklarıma yeterince sahiplenmeme , tamamen tanımama , öğrenmek istememe , bazende zarar verme boyutlarına varacak şekilde kullanmaktadır...Özellikle , günümüzde görsel , işitse, sanal medya gibi araçları kullanıldığında çok vahim durumlar ortaya çıkmaktadır.Bir İrlandalıyı kahraman yapabilecekken , bir çok insanı da Türk düşmanı yapabilecek hale getirebilmektedirler. Biz bu gün bu iletişimin hızının her ne kadar bir çok nimetinden yararlanıyor olsak da zararlarını da fazlaca görebiliyoruz. Ayrıca bu nimetlerin bir çoğundan sadece bir miktar ve işimize yarayacak kadarını kullanıyoruz...

Bu gün ülkemiz dahil bir çok coğrafyada bir çok ırk ve toplulukta popüler olan kültürü incelediğimizde , aslında o kültürün bir alt yapısının , bir geçmişinin olmadığını sadece ve sadece günümüz insanlarına o kültürü günümüzce anlatılmış olmasından kaynaklandığını görüyoruz.Kendi insanımızdan yola çıkacak olur isek , bir Romalı gladyatörün hayatını bildikleri kadar kendi kahramanlarının hayatlarını ve kültürünü bilmiyorlar...Bir Yüzüklerin Efendisinde ki karakterin hayatını bildikleri kadar , bir Kürşad'ın hikayesini bilmiyorlar...Oysa ki o bize aşılanmaya çalışılan , arka planda bize yerleştirilen , o popüler kültürün altı boş ve hep uydurma karakterler , sahte kahramanlar üreterek insanların hem parasını , hem zamanını alıp hem de onlara kendi kültürlerini empoze edebiliyorlar...

Sonuç olarak sizin elinizde ne kadar güçlü , özü olan , geçmişi sağlam , evveliyatı nicelere dayanan bir kültüre sahip olsanız da , siz eğer günümüz şartları ve günümüz imkanları ile insanlara bu kültürü aktaramaz iseniz ,okumak araştırmak istemeyene , okumadan araştırmadan anlayacağı şekilde , eğitim seviyesi ne olursa olsun lanse edemezseniz özü bilmekten , tanımaktan, yaşamaktan bir hayli uzak bir ömür sürüp giderler.Aynı zamanda bu nesiller geçtikçe kaybolan ve hatırlanmayan bir kültür halini alır...

Burada eğer hali vaziyet ve görev olarak üzere düşmüşse bu anlattıklarım, o zaman bu bahsetmiş olduğunu topluluklar , toplulukların sayısı ne olursa olsun , birey olarak bile günümüzün anlatıcıları , göstericileri olmamız (olmam ) lazım. Yani 21. yüz yılda Dede Korkut'u insanlara 21. yüz yılın getirdiği imkanlar ile anlatmak lazım. Nasıl ki sinema , sosyal medya gibi araçlarla popüler kültür insanlara empoze edilmek için kullanılıyor ise , aynısını bizlerinde yapması gerektiğini düşüyorum... Bir Fransız yazarın vahşi batı hayranlığı ile yazmış olduğu çizgi romanlar , 1985 yılından itibaren Çizgi Film olarak ve Red Kit olarak bizlere gölgesinden hızlı silah çeken kovboy olarak anlatılmış ve 2019 da dahi izlenip , sinema filmi çekiliyorsa , bizde çizgi romanı atlayıp çizgi Filmi , animasyonu olan kültürümüzün karakterlerini , kültürümüzü tanıtarak insanlara anlatmamız gerekiyor diye düşünüyorum...

Bu yukarıda bahsettiğim konu üzerine henüz fiile dökülmemiş fakat fikirde olan , beslenmeyi bekleyen , çalışılmayı bekleyen bir çok projem mevcut.Fakat projelerin hayata geçirilip yürümesi için , bilgi , zaman , ortaklık , paylaşım gibi bir çok desteğe de ihtiyaç var...

Bu projelerden bir tanesi bahsettiğim gibi öz kültür şehirlerinin rekontrüksüyonlarının yapılması , şehirler yapıldıktan sonra , o şehri yaşatan karakterlerin , çobanından , komutanına kadar giyim kuşam , sosyal hayat , düğün merasimleri, savaşları , eğitimlerine kadar her şeyiyle işlenip , üç boyutlu ya da iki boyutlu renkli , müzikli , sesli , hikayeli çizimler ile animasyonlar ile en erken ham beyin olan çocuklardan , gençlere ve büyüklere işleyecek kadar anlatımını sağlayabilmeyi düşünmemdir.
Yine bir başka projem ki bu belkide hayatımın zirvesi olur yapılabilirse diyeceğim bir proje. Öz Türk töreleri , savaş araç ve gereçleri savaş teknikleri ile donatılmış , geliştirilebilen , online uluslararası bir oyun patformu ve o oyunu anlatacak anime kısa filmler. İnsanlar oyun oynarken , Türk şehirlerini tanıyacaklar , göç yollarını bilecekler , Türk kültürünü görecekler , oyunda da olsa yaşayacaklar , Türk savaş araçlarını bilecekler , Türk savaş taktiklerini görecekler...
Nasıl ki bizim bilinç altımıza popüler kültürün parçaları yavaş yavaş yerleştirildi ise , bizlerde aynı şekilde onların koydukları taşların daha ağır ve değişmezlerini koyup , daha özüne bağlı , kimliğini kaybetmemiş insan ve nesiller yetiştirebiliriz fikrindeyim...
 

Kappadox

★★★
Gümüş Üye
Üye
#10
Aslında benimde yıllardır kafamda olan bazı projeler mevcut. Yukarıda bahsedilen konular (sorunla) olmasa bir şeklilde hayata geçirilebilir. Son zamanlarda Türkiye'de yetişen insanlarımız az da olsa güzel işlere imza attılar.

@Karatekin Bey sende biliyorsun ki özellikle animasyon ve çizgi filim sektöründe bu işi hakkı ile yapan kişiler var. Haaa hatalı veya istemeden yanlış yaptıkları noktalar vardır belki ama önemli olan tarihi ve kültürümüzü ortaya koyabilecek işler ortaya çıkarabildiler. Bunun sebebide teknolojiye daha çok hakim insan yetiştirebilmemiz. İleride inanıyorum ki bu daha çok olacak okullarımız daha yeni yeni kodlama eğitimleri vermeye başladı. Oysaki elin Avrp. yada Abd'lisi bunun yıllar önce yaptı. Biz ne yaptık boş laf kalabalığı "Geleceğin mesleği yazılım" dedik ama doğru düzgün bu konuya eğilmedik.

Konuyu daha fazla uzatmadan başarılı bulduğum yakın tarihimizi 80-90 lı yılları anlatan Rafadan Tayfa oldukça başarılı en azından sokak ve mahalle kültürünü çok iyi yansıtıyor. Ayrıca yine TRT Çocuktaki Emiray, 64 Kare Ülkesi (Satranç anlımlı), Barbaros, çok bilinmeyen ama bence çok önemli olduğunu düşündüm Muhteşem Türkler kültür ve tarih açısından gerçekten çok başarılı yapımlar.

Gelecekte daha da iyi olacağını tahmin ediyorum. Bu işler önce hayal, sonra kafada tasarım, sonra kağıda dökme, daha sonrasında çizgi filim veya animasyon olarak yapılıyor. Seninde yukarıda verdiğin Retkit örneği gibi sende biliyorsun bu işleri.

Allah aşkına süpermen filmini kaç defa çektiler... Tuttumu bir kere ısıtıp ısıtıp getiriyorlar önümüze yani bir yerden başlanmalı ve bu konuda TRT bence o başlangıcı yapmış bulunuyor. Ha ilerde başka bir hükümet gelir bunları kaldırır yerine başka çizgifilmler koyar orasını bilemem.
 

Karatekin Bey

★★★★★
Platin Üye
Üye
#11
@Kappadox evet abi bu bahsettiklerini bende izledim çocuklardan dolayı fazla fazla :) Ama burada bazı şeyleri yine yarım bıraktık biz... Popüler kültür elemanları bunları yaparlarken de özendirerek yapmayı çok iyi başarıyorlar.Çünkü özendirdikleri çocuktan büyüğne kadar her kese onlar gibi olmak onlar gibi yaşamak istedi. Bizim yaptıklarımız da ise sadece hikaye anlatılıcığından öteye gidemedi...
Emiray kaldırıldı diye biliyorum , çünkü devler ve şiddet çocuklarda korkuya sebep olduğu için kaldırıldı. Yalnız şöyle bir şey var Emiray'ın geneli İranlı bir ekip tarafından yapılmıştır.

Sonuç itibari ile bilgilendirici , eğitici , özendirici bir şeyler yapmak lazım.TRT yi biliyorsun dışarıdan alıyor bu tarz yapımları.Bunları gelişitip bir şeyler yapmamız lazım gibi geliyor bana.
 

Orion

Site Başkanı
Yönetici
Platin Üye
#12
@Kappadox evet abi bu bahsettiklerini bende izledim çocuklardan dolayı fazla fazla :) Ama burada bazı şeyleri yine yarım bıraktık biz... Popüler kültür elemanları bunları yaparlarken de özendirerek yapmayı çok iyi başarıyorlar.Çünkü özendirdikleri çocuktan büyüğne kadar her kese onlar gibi olmak onlar gibi yaşamak istedi. Bizim yaptıklarımız da ise sadece hikaye anlatılıcığından öteye gidemedi...
Emiray kaldırıldı diye biliyorum , çünkü devler ve şiddet çocuklarda korkuya sebep olduğu için kaldırıldı. Yalnız şöyle bir şey var Emiray'ın geneli İranlı bir ekip tarafından yapılmıştır.

Sonuç itibari ile bilgilendirici , eğitici , özendirici bir şeyler yapmak lazım.TRT yi biliyorsun dışarıdan alıyor bu tarz yapımları.Bunları gelişitip bir şeyler yapmamız lazım gibi geliyor bana.
Emir ay halen yayında geçen gördüm.
 

Üst